search
top

Sûfi Mühendis

SUFİ MÜHENDİS

Her sabah namazından sonra Kur’an’dan ayetler okurdu. Sonra evin balkonuna çıkar temiz havayı ciğerlerine çeker, biraz tutar ve yavaş yavaş geri bırakırdı. Bunu iki üç kez tekrarlardı. Daha sonra gözlerini gökyüzüne salar görebildiği kadar semada uzaklara doğru bakardı. Bu onu müthiş dinlendirirdi.
Bir sabah yine namazdan sonra Kur’an’ı eline aldı ve rastgele bir sayfa açtı, karşısına Nahl suresinin şu ayeti çıktı. “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.” Sufi mühendis ulaşım araçları üzerine çalışıyordu. Ayetin “…Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.” bölümü dikkatini çekti ve bunun üzerinde düşünmeye başladı. Allah, evrende bir takım kanunlar yaratmış, ben bu kanunları kullanarak neden insanların ulaşım sorununa bir çözüm bulamayayım diye geçirdi içinden. Evi ile iş yeri arası uzaktı. Sufi, İstanbul’da yaşıyordu. Fakat o düşüncesini İstanbul’la sınırlı tutmuyordu. İstanbul, Türkiye’nin diğer şehirleri hatta diğer ülkeler olmak üzere ufkunu uluslararası ölçekte geniş tutuyordu. Bu sorunu hava yolunu kullanarak çözeceğini düşünüyordu. Öyle bir araç geliştirmeliydi ki yer altı ve yer üstü trenine, kara ve deniz taşıtlarına ihtiyaç kalmamalı ve herkes memnun olmalıydı. Bütün enerjisini bu noktada üzerinde yoğunlaştırarak çalışıyordu.
Birkaç gün önce bir diken tohumunun ince tüyleri sayesinde havada döne döne enteresan bir şekilde uçtuğunu seyretmiş ve hayran kalmıştı. Zaten kuşların uçuşu çocukluğundan beri onun ilgi odağı olmuştu. O, çocukken bile uçan oyuncak türlerini tercih ederdi.
Bir gün işten dönerken trafiğe takıldı. Boğaziçi Köprüsünden Acıbadem’e doğru ilerlerken o güne kadar yaptığı çalışmaları zihninden geçiriyordu. Daha çok işi vardı. İstanbul trafiğini çözmek için gece gündüz bıkmadan çalışmalıydı. Her akşam bilgisayarının başında yapacağı hava ulaşım aracının en ayrıntılı şekilde çizimlerini yapıyor. Aracın hızı, kalkışı, inişi ve iç donanımı ile ilgili detaylı hesaplar çıkarıyordu. Onun düşündüğü bir uçak değildi. Helikopter de değildi. Bu, Sufi’ye ait bir tasarım ve icat olacaktı. Yaptığı teorik çalışmalarını test etmek için bir de atölye kurmuştu işyerinin bir köşesine. Orada tek kişilik hava ulaşım aracı yapmaya başlamıştı. Tabi önce prototipini üretmişti. Bu araç, olduğu yerden kalkabiliyor ve istediği yere nokta iniş yapabiliyordu. Bor madeninden elde edilen çok az bir yakıtla saatlerce yol kat edebilecekti. Artık günlük hayatta kullanılmak üzere seri üretime geçecekti, o sırada Orta Doğu merkezli üçüncü dünya savaşı patladı. İran ve İsrail acımasızca bir birine saldırdı. Bir müddet sonra ikisi de kimyasal silah kullandılar, fakat hava muhalefeti nedeniyle kendi insanlarından da yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Çok sayıda devlet adamı ve yetişmiş insan telef oldu. Şehirler harabeye dönmüş. İnsanların hayat tarzı ve standardı yüz yıl gerisine gitmişti. Lübnan, Suriye, Ürdün ve Irak savaş ortasında kalmış ve bizzat savaşan ülkelerden daha çok zarar görmüşler. Sonunda kendi kaynaklarını kullanamaz hale gelmişlerdi.
Avrupa Birliği parçalanmış, Fransa, Almanya ve İngiltere bir birine girmiş. ABD’nin dış ülkelerde yaptığı savaş harcamalarından dolayı ekonomisi çökmüş. Amerika’da iç isyanlar çıkmış ve yağmacılar her tarafı sarmış. Siyah adamlar yönetime el koymuşlar fakat bir otorite sağlayamamışlar, insanlar kendi başlarının çaresine bakıyor. Rusya’da da halk ayaklanması başlamış. Önceki dönemlerde Ruslar tarafından sömürülmüş ülkeler bunu fırsat bilerek Ruslara saldırmış. Dünya toz duman ve karma karışık bir halde idi.
Ülkelerin kaosa sürüklendiği böyle bir dünya içinde sıcak çatışmadan geri duran Türkiye bu durumdan en karlı çıkan ülke oldu. Savaş sonrası Osmanlı bakiyesi olan ülkelerden “gelin bize yardım edin” diye çağrılar geliyordu. Türk insanı bu ülkelere el uzatmış her türlü yardımı yapıyordu. Ürettiği teknolojileri de beraberinde götürüyordu. Türkler, adil yeni bir medeniyet kuruyordu. Bu vesileyle Sufi’nin hava ulaşım araçları da Türkiye dışına çıkıyordu.
Artık şehirler yeni anlayışa göre inşa ediliyor, birçok evin üzerine park yerleri yapılmış, kimi insanlar ayağı hiç toprak görmeden evine, evinden sabah uçarak işine gidiyordu. Uçan hava araçları havadan istediği yere ulaşabiliyor. Şehirler eskiyle kıyaslanamayacak ölçüde değişmişti. Evler yeni medeniyet anlayışına göre şekillenmişti. Yeşil alanlar oldukça artmış. Parklar, bahçeler, yürüyüş alanları her mahallede düşünülmüş. Her evin önünde geniş çimlenmiş alanlar tesis edilmiş. Sahipleri hava ulaşım araçlarını boş alanlardaki araçlara tahsis edilen yerlere park ediyorlar. Herkes için yer ayarlanmış, kimse kimsenin yerine park yapmıyordu. İnsanlar biri birine saygılıydı. Her karşılaşmada birbirini tebessümle saygıyla selamlıyordu. Yeni yapılmış hükümet konağımı neydi tam anlayamadı Sufi, fakat çok güzel bir eser gözüne ilişti, üzerinde 2453 yazıyordu.
-Kardeşim ayağıma basıyorsun, üstüme mi çıkacaksın, biraz geri gider misin, sesiyle irkilerek gözlerini açtı Sufi. Koltuğunda oturuyordu. Olup biteni anlamaya çalıştı.
Tartışma devam ediyordu.
-Ne yani tavana mı çıkayım. Çok rahatsız olduysanız özel taksi tutun, rahat rahat gidersiniz.
Oradan orta yaşlarda medeni görünümlü başka biri,
-Beyler! Ayıp oluyor, bu kadar insanı rahatsız etmeye hakkınız yok. Biraz anlayış, biraz sabır, biraz tahammül. Bakın hepimiz aynı şartlarda seyahat ediyoruz. Hepimiz evimize gideceğiz. Kimse bu şartlarda keyifle yolculuk yapmıyor. Bu çileye mecburuz.
Sufi, gözlerini ovaladı, etrafına bakındı daha Acıbademe bile gelememişlerdi.
…………… ekremözbay

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top