search
top

Setter Ali

SetterAli

Sâlik pınar tarafındaki cılgadan eve doğru “ana çerçi geldi, çerçi geldi,” diyerek hızlı adımlarla yürüyordu. Eve nefes nefese geldi ve annesine “ana çerçi geldi bana para ver,” dedi. Annesi sofada bir kütüğün üzerine oturmuş kirmenle yün eğiriyordu. İstifini bile bozmadı, önce çocuğu duymamazlıktan geldi. Sonra, “bire soyka niye seyirtiyon, geldiyse Kâbe’den gelmedi ya! Bak solugun daşmış” dedi. Sâlik kararlılıkla ikinci kez, “anaa çerçi geldi diyom bana para ver, sakız alacam” dedi. Boz Fadıma: “dur hele çocuk dur, hani çerçi nirde, gelsin bakıym. Para pul yok. Guyudaki sülükleri satak, beş on guruş eder ellehem, onunla al ne alacaksan” diyerek karşılık verdi çocuğa.
Köyde kadınlarda para olmazdı. Ereklerde ise ya bir hayvan satılır, ya ormanda kesim yapılır ya da madene gidilirse, o zaman para olurdu. Bir de Baharla birlikte kadın ve çocuklar sülük (salyangoz) toplarlardı. Onları satınca beş on kuruş paraları olurdu. O parayı köye bir çerçi gelmezse hiç harcayamazlardı. Topladıkları salyangozları çerçi gelene kadar toprağa açtıkları bir kuyuda biriktirilirdi. Salyangozlar köydeki kadın ve çocuklarının sanki gelir kapısıydı.
Göksu Irmağı köyleri ikiye ayırmıştı. Irmağı’ın karşı yakasına köylüler ötâçe (öteki geçe) derlerdi. Çerçi köylere ötâçeden gelirdi. Bazen elinde bir bavulla, bazen de merkebi ile satışa çıkardı, Setter Ali. Bavulla çıktığı zaman tülbent boncuğu, mendil, ayna, yazma, tarak, ciklet ve çorap gibi fazla ağırlığı olmayan nesneler satardı. Satışa o gün de bavuluyla çıkmıştı Setter Ali. Ter şakaklarından boncuk gibi akıyordu, eve yaklaştığında, “kimse yok mu çerçi, çerçi geldi” diye seslendi. O arada Sâlik evin önüne çıkmıştı. Çocuğu görünce doğru eve yöneldi. Boz Fadıma Setter Ali’nin geldiğini görünce yerinden kalktı ve çardağın merdivenine bir minder koydu.
-Buyrun, hoş geldiniz dedi. Setter Ali,
-İşiniz onsun, diyerek selamladı Boz Fadıma’yı. Oturur oturmaz ilk cümlesi, “suyunuz var mı ceddinize rahmet bir tas su verseniz, çok susadım” oldu. Sâlik annesinin gözlerine bakıyordu. Bu arada annesi su getirmesi için Sâlik’e işaret etti, Sâlik hemen kaplıktaki su helkesine yöneldi. Fakat Boz Fadıma, “ondan verme, su gabaandan ver, onun suyu sookdur.” diyerek çocuğu uyardı. Çocuk su kabağından tası doldurarak getirdi. Suyu içtikten sonra içten söylediği elhamdülillah sözünün peşinden “geçmişlerinizin uruhuna deâsin” diyerek minnettarlığını bildirdi. Sâlik’in gözleri hep annesinin gözlerindeydi. Çünkü Sâlik bir hafta önce “gadincik” toplamak için annesinden izin istemiş, o da “çerçi gelince ben sana sakız alırım” demişti. Sâlik, beş altı yaşlarında mavi gözlü, sarışın, beyaz benizli sevimli bir çocuktu. Annesi onun dağlara yalnız başına giderek gadincik toplamasına izin vermemişti. Köyde gençler zaman zaman ormana giderek sedir ağaçlarının gövdesinde kurşun büyüklüğünde oluşan altın sarısı reçineleri toplarlar. Sonra onu ağızlarında çiğnerlerdi. O bembeyaz rayihası hoş bir sakız haline gelirdi. Sâlik daha küçük olduğu için annesi güvenememişti. Boz Fadıma Sâlik’in bakışlarından ne kadar ısrarcı olduğunu anladı, fakat cebinde beş kuruşu yoktu. O, oğluna çerçiden sakız alırım derken salyangozları satarım onun parasıyla hem sakız hem da cıncık boncuk bir şeyler alırım diye düşünmüştü. Setter Aliye,
-Sülük alıyon mu? Diye sordu. Setter Ali
-Valla abla bu gelişimde gördüğün gibi bavulla çıktım, merkep olmayınca ağırlık taşıyamıyom. Bu elimdekiler bile bir süre sonra taşınmaz oluyor, dedi. Setter Ali satışa merkeple çıktığı zaman, bir taraftan tavuk, yumurta, sülük (alyangoz), galle (sincap), tavşan, tilki ve sansar dersi alırdı. Diğer taraftan çit (kumaş), patiska (bitli bez), lokum ve çeyiz malzemeleri satardı. Bazen parası olmayanlara mal verir karşılığında tavuk ve yumurta gibi nesneler alırdı. Eskiden ayda bir dolaşan Setter, birkaç aydır on beş günde hatta haftada bir köyleri dolaşıyordu.
Bir gün Toğşur Köyü’ne geldiğinde köyün kadınları Süllü Ahmed’in evinde toplanmış ekmek yapıyorlardı. Setter Ali kalabalığı görünce bir şeyler satabilme ümidiyle o tarafa doğru yöneldi. Merkebini dut ağacının dibine bağladı. Sandıklardan birini alarak kadınların yanına gitti. Kadınları “kolay gelsin bereketli olsun” diyerek selamladıktan sonra boncuk, çorap, mendil, ayna, bitli bez, yemeni… var, diyerek getirdiği malları saymaya başladı. Süllü Ahmet’in karısı Sürmeli Hürü oturması için Setter Ali’ye yer gösterdi. Köyde ekmek yapılan bir eve gelen olursa mutlaka çevirme yapılır ve ikram edilirdi. Sürmeli Hürü, “kızım, Iraz bir çevirme yapıver” dedi. Bu arada Setter Ali bavulundan renk renk boncukları çıkartıp diziyordu. Yalnız bir taraftan da gözünün ucuyla Iraz’ı süzüyordu. Çünkü daha önce geldiğinde sattığı kırmızı yazma Iraz’ın başına o kadar yakışmıştı ki gözünü ondan alamıyordu. Iraz kısa boylu, buğday benizli, badem gözlü, kalem kaşlı ve sağ yanağında saçma büyüklüğünde bir beni olan zarif bir kızdı. Yanağındaki ben ona ayrı bir güzellik katıyordu. Köyde üstüne başına onun kadar dikkat eden bir kız yoktu. Gerçi köyün diğer kızları daha küçüktüler. Iraz, yazmasını bazen yan bağlar, bazen saçlarını toplayarak yazmasını boynuna koyar, bazen de saçlarını topuz yaparak yazmayla bağlardı. Yazma mı, yazmanın altındaki güzel yüz mü Setter Aliyi cezbediyordu, aklı karıştı. Setter Ali aklını başına toplayana kadar çevirme yapılmış, içine kavrulmuş patates konmuş ve bir dürüm yapılarak Setter Ali’ye buyur denmişti. Bir tas da ayran verdiler. Dürümünü yerken Setter Ali hala kaçamak kaçamak Iraz’a bakıyor, gözlerini bir türlü ondan ayıramıyordu. Aslında Setter Aliyi sarhoş eden Iraz’ın bir tek bakışıydı. O baktığı zaman Setter Alinin aklı karışıyor, nefesi kesiliyor, cümleleri yarım kalıyordu. Meğer Setter Ali satış bir tarafa ekmek yapanların içinde Irazı görmüş onun için uğramıştı. Çünkü birkaç ay önce köye yine satış yapmak için geldiğinde Iraz tülbent oyalamak için bir miktar boncuk almış, fakat seçtiği aynayı almak için parası yetişmemişti. Seter Ali o aynayı Iraz’a hediye etmişti. Iraz Setter Aliyi zaten beğeniyor, fakat bir şey söyleyemiyordu. İçindeki ateşin alevlenmesine ayna kıvılcım olmuştu. O günden sonra Setter Aliye karşı Iraz’ın duyguları değişmiş ve onu her gördüğünde kalbi çarpmaya başlamıştı.
Setter Ali kısa boylu, esmer, ince yüzlü zayıf bir delikanlıydı. Babasının yaptığı çerçicilik mesleğini yürütüyordu. Iraz’a çoktan abayı yakmıştı. Onun için Köylere geliş gidileri sıklaşmıştı. Artık haftada bir muhakkak Setter Ali bu köye uğruyordu. İkisi de farkındaydı kalp çarpıntılarının. Hatta öteki geçeden gelirken ırmağın yukarı yakasında olan Irazların evine ayna şavkını tutuyor, Iraz bu işaretle Setter Ali’nin gelmekte olduğunu hemen anlıyordu. Hiç konuşmuyorlardı, sadece bakışıyorlardı. Bu bakışmalar bir yıl kadar devam etti. O sene şeftaliler çiçekleriyle bahçeleri pembe gelinlik giymiş kızlar gibi süslemişti. Köye bahar gelmişti. Her yer cıvıl cıvıldı. Duran Ali’nin kızı Hürü, Setter Ali’yi öteki geçeye yanında bir kızla ırmağı geçerken gördü. O Iraz’dan başkası değildi, çünkü köyde Iraz’dan başka kırmızı yazmalı kız yoktu.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top