search
top

Mutluluk

HAN’IM
Bir konuyla ilgili düşüncesini genelde bir deyim, atasözü, hikâye veya masal üzerinden anlatırdı babam. Bir gün Ağustos sıcağında yaylada harman sürerken komşu evdeki tartışmaya şahit olmuş, sonra şu hikâyeyi anlatmıştı.
Yaşları hayli ilerlemesine rağmen, mutluluklarından hiç bir şey kaybetmemiş mutlu bir aile varmış. Ailenin bu mutluluğunu çevredeki komşuları merak ederlermiş. Bir gün köy meydanında sohbet ederken komşulardan biri dayanamamış yaşlı adama, bu saadetin sırrını sormuş.
Yaşlı adam, hemen cevap vermemiş, nasıl anlatacağını biraz düşünmüş, sonra sözlerine şöyle devam etmiş.
-Sizi ben bir yemeğe çağırayım, o zaman bunu size anlatayım diyerek konuyu ileriki bir güne ertelemiş.
Komşular merak ediyormuş, aradan birkaç gün geçtikten sonra yaşlı adam komşuları yemeğe davet etmiş, sofra mükemmel, eksik hiçbir şey bırakılmamış. Komşular afiyetle yemeklerini yerken bu mutluluğun sırrını yaşlı adamdan dinlemeyi beklemişler, fakat hiç bir açıklama gelmemiş. Yemekler bitmiş, sohbete başlanmış, sohbet koyulaşmış, çaylar içilirken komşular yine yaşlı adamdan mutluluğun sırrını açıklar diye beklemişler, fakat yine bir açıklama yapmamış. Bütün sohbet sırasında mutluluktan tek kelime etmemiş yaşlı adam.
Vakit epey ilerlemiş, komşular yaşlı adama tekrar bu konu ile ilgili bir soru sormayı doğru bulmamışlar ve yavaş yavaş kalmaya hazırlanıyorlarmış, Yaşlı adam,
-Durun komşular, meyvemizi de yiyelim sonra kalkarsınız demiş. Kendi kadar yaşlı olan eşine seslenmiş,
-Han’ım, yüklüğün altından misafirlerimize iyisinden bir karpuz seçip getiriver.
Hanım,
-Peki, Bey demiş ve giderek orta boy bir karpuz getirmiş.
Yaşlı adam, karpuzu elinde almış altını üstüne çevirmiş, eliyle bir iki kez vurmuş ve
-Han’ım bu karpuz pek iyiye benzemiyor, Allahüâlem bu hamdır, sen daha iyi birine bakıver demiş.
Hanım, izinin üstüne geri yüklüğe dönmüş ve elinde bir karpuzla tekrar gelmiş. Yaşlı adama uzatmış. Yaşlı adam, yine karpuzu evirmiş, çevirmiş, sağına soluna bakmış sonra, iki eliyle sıkıştırarak kulağını dayayıp dinlemiş,
-Han’ım bu da iyi çıkmaz, olgunlaşmamış, sen bize daha iyi bir karpuz seç de getir demiş. Yaşlı hanım tekrar geldiği yere dönmüş. Elinde yine orta büyüklükte bir karpuzla gelmiş ve yaşlı adama uzatmış. Yaşlı adam, karpuzun yanaklarını okşar gibi tokatlamış ve
-Hah, işte bu! Bu tam istediğim gibi güzel bir karpuz, demiş.
Sonra karpuzu komşuların meraklı bakışları arasında kesmiş ve komşulara ikram etmiş. Komşular karpuzu yerken yaşlı adam,
-Evet, komşular bizim mutluluğumuzun sırrı işte burada, demiş. Komşular birbirinin yüzüne bakmış ve kimse bir şey anlamamış.
Yaşlı adam,
– Şu yediğiniz karpuz var ya o, evde tek karpuzdu. Ben size en iyi karpuzu ikram etmek için Han’ıma git de başka bir karpuz getir dedikçe o, yüklüğe gidip aynı karpuzu getiriyordu. Gördüğünüz gibi bana, bir kez olsun “aman be adam, sen ne yapıyorsun, tek bir karpuz olduğunu bilmiyor musun? Şu yaşlı halimde bana tekrar tekrar aynı karpuzu taşıttırıyorsun” demedi. Beni sizlerin önünde mahcup etmedi. İşte mutluluğumu ben Han’ıma borçluyum, demiş. Ve yaşlı adam devam etmiş,
-Biz birbirimizi başkalarının önünde hiç mahcup etmeyiz. Aile sırrımızı aile dışına taşımayız. Başka yerlerde sırdaş ve dert ortağı aramayız. Sırrımızı ve derdimizi birbirimizle paylaşırız. Çünkü biz bir aileyiz, demiş.
Babam sonra şunları ilave etmişti. “Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet, kadın erkeğin eşi, evin güneşidir.”

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top