search
top

Mahtumkulu

Mahtumkulu/Fıragı (1732–1780)

Mahtumkulu tahminen 1732 veya 1733’de doğmuştur. 1780 veya 1790 yıllarında da vefat etmiştir. Babası, Dövletmemet Azadi, anası, Orazbagt’tır. Mahtumkulu, İran Türkmenlerinin yaşadığı Türkmensahra’nın Hacıgovşan obasında dünyaya gelir. Göklenlerin Gerkez tayfasından olup gençliği Etrek boylarında geçer. 1780 yılında yine Türkmensahrada rahmeti Rahman’a kavuşur.
İlk bilgilerini babası ve obasındaki mektepten alır. Sonra, Hâlâç’ta bulunan İdris Baba Medresesine giderek ilim öğrenir. Daha sonra da Hive’deki Şirgazi Medresesine devam eder. Ayrıca Gölgedaş (Buhara) Medresesine giderek ilmini tamamlar.
Rivayete göre Mahtumkulu gençliğinde teyzesinin kızı Menli’ye âşık olur. Onun başkasıyla evlenmesi üzerine derin bir üzüntüye kapılır. Sonra bu üzüntüsünü şiirlerinde sık sık dile getirir. Örneğin:
“Perde tartıp yüzlerime
Payış berip sözlerime
Magtımgulı gözlerime
Yeke Menli han görüner.
İlleri bar dinli-dinli
Savuk suvlı, ter ölenli
İli Göklen, adı Menli
Nazlı dildardan ayrıldım.

O, yirmi bir yaşlarındayken aynı gün kız kardeşi Hanmenli ile yine kızkardeşi Canesen ve onun eşi Bayram’ı kaybeder. Bu olay da Mahtumkulu’nun ruhunda derin izler bırakır. Bu “Veyrana geldi” şiirinde büyük bir üzüntüyle anlatılır.
Mahtumkulu, Hive’den ayrılıp köyüne döndükten sonra mektepte cocuk okutmanın yanısıra gümüşcülük de yapar. Bu süreç içinde Arap Fars dilleri ile edebî doğu Türkçesi Çağataycayı da öğrenir. Bunların yanında İslam dininin usul ve esaslarını da öğrenir. Ayrıca Türkmen örf ve âdetlerini öğrenmeyi ihmal etmez. Daha sonra okuduğu Hive’deki Şirgazi Medresesinde uzun süre hocalık yapar. Mahtumkulu, kitap okumanın, sohbetlere katılmanın yeterli olmadığını düşünür. Diğer ülkeleri görememenin ve o ülke insanlarının yaşam tarzlarını bilememenin eksikliğini hisseder. Bu sebeple Buhara, Hive, İran, Hindistan, Afganistan, Azerbaycan ve daha birçok ülkeye seyahatte bulunur. Rivayete göre Hindistan’da altı ay kalır. Hindistan’dan Kabil üzerinden Özbekistan’a geçer. Buhara ve Semerkant şehirlerine uğrar. Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevi Medresesi’nin âlimleriyle bir araya gelir. Sonra tekrar Buhara’ya gider bir süre orada kalır ve sonra Hive’ye döner.
Yaklaşık 250 yıl önce yazdığı tasavvufi şiirleri bütün Türkistan’da tanınır ve okunur. Mahtumkulu, şiirlerinde genelde birlik ve beraberlik üzerinde durmuştur. O, bütün Türkmen boylarını birleştirip bir Türkmen devleti kurmak ve aradaki düşmanlıkları ortadan kaldırmak amacıyla şiirler yazarak Türkmenleri birliğe çağırmıştır. Örneğin:
“Teke, Yomut, Göklen, Yazır, Alili
Bir dövlete gulluk etsek beşimiz.” der.

Halk arasındaki rivayete göre Gölgedaş Medresesini bitirdikten sonra Türkmenistan’ın doğusundan batısına her yerini gezer. Seyahat boyunca karşılaştığı yaşlı Türkmenlerle sohbet eder.
Mahtumkulu şiir yazmaya genç yaşta başlar. İlk şiirlerini babasına okur, babası düzeltilmesi gereken yerleri düzeltir ve daha güzel yazması için tavsiyelerde bulunur.
Etrek Çayı taştığında Mahtumkulu’nun birkaç kitabını sel götürmüştür. Yine beş yıl gibi uzun bir sürede hazırladığı, el yazması bir kitabını da İran yağmacılarının yok ettiğini söyler. Mahtumkulu’nun şiirleri dilden dile aktarıla aktarıla günümüze kadar gelmiş ve hâlâ Türkmenlerin dillerinde dolaşmaktadır. Mahtumkulu, birçok şiirinde “Firagi” mahlasını kullanmıştır. Şiirlerinde; vatan, mertlik, kahramanlık, övgü, nasihat, sosyal olaylar, arkadaşlık, aşk, konularını işler. O vatanından ayrı düşüp zalimlerin zulmüne uğramayan kimsenin il kıymetini bilemeyeceğini şu şekilde dile getirir.
“Ayrılık ataşinde yanıp pişmeyen,
Vatandan ayrılıp yalnız düşmeyen,
Zalimler zulmünden dolup taşmayan,
Ülkesinde il kadrini ne bilsin.”

Türkiye’de Yunus Emre, Mevlana ne ise Türkmenistan’da da Mahtumkulu odur denilebilir. Türkmen klasik şairleri arasında en başta tutulur.
TÜRKMENİN

Ceyhun ile Bahr-ı Hazar arası,
Çöl üstünden eser yeli Türkmenin.
Gül goncası kara gözüm karası,
Kara dağdan iner seli Türkmenin.
**
Hak vergisi vardır onun sayesi,
Çırpınır çölünde neri- (deve) mayası,
Rengârenk gül açar yeşil yaylası,
Gark olmuş reyhana çölü Türkmenin.
**
Al yeşil bürünüp çıkar perisi,
Kokup berk vurur anber kokusu,
Bey, töre, aksakal yurdun iyesi,
Kentler tutar güzel ili Türkmenin
**
O merdin oğludur merttir pederi,
Köroğlu kardeşi, sarhoştur seri,
Dağda, düzde kovsa avcılar diri.
Alabilmez yolbars oğlu Türkmenin.
**
Gönüller, yürekler bir olup başlar,
Gelse yığın erir topraklar taşlar,
Bir sofrada hazır kılınsa aşlar,
Kalkacaktır hep ikbali (talihi) Türkmenin.
**
Gönül havalanır ata çıkanda,
Dağlar la’le döner yan yan bakanda,
Bal getirir coşup derya akanda,
Bend tutmaz gelse seli Türkmenin.

Ekrem Özbay, Türkistanda Parlayan Bir Yıldız TÜRKMENİSTAN, s.224-227.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top