search
top

LEYLA!

Kültürümüzde Leyla, ya bir bayan adı, veya dillere destan olan Leyla ile mecnun hikâyesindeki Mecnun’u halden hale sürükleyen kız olarak, ya da “Leyla gibi olmuş” şeklinde olumsuz bir mana ile bilinir. Leyla Arapçadan dilimize giren bir isimdir ve gece demektir. Türk kültür tarihine bakıldığında Leyla ile ilgili birçok türkü söylenmiş, şiirler yazılmış, hikâyeler anlatılmış ve kültürel zenginliğimiz içinde bir değerimiz olmuştur.
Rivayet edilir ki dönemin Sultanı, Mecnun’u deli divane gibi görünce bir taraftan acır ve üzülür bir taraftan da “Bu nasıl bir kız da bu adam onun uğruna bu hallere düşmüş” diye merak eder ve kızı görmek ister. Bir gün Leyla’yı huzuruna çağırtır. Leyla’yı bulurlar ve Sultanın huzuruna getireler. Sultan karşısında kara kuru ince belli, narin elli çirkince bir kız görünce hayal kırıklığına uğrar. Mecnunu çağırtır ve: “Oğlum uğruna kendini paraladığın, yandığın, kül olduğun Leyla’m Leyla’m dediğin kız bu muydu” der. Mecnun Sultanı gözleriyle süzdükten sonra: “Sultanım siz onu bir de benim gözlerimle görseniz” der. Leyla’yı Leyla yapan acaba Mecnun muydu? Acaba Leyla’nın değeri, güzelliği ve etkileyiciliği Mecnunun aşkında mı gizliydi? Aşk olmayınca güzellik neye yarar ki?
Mecnun’un gözünde Leyla dünyalar güzelidir. O bir tanedir. Ondan başkası yoktur aklında fikrinde. Kalbi duygular aklın önüne geçmiştir. Aşık’ın gözü kördür. Başkasını görmediği gibi gerçeği de olduğu gibi göremez. Neyi nasıl görmek istiyorsa onu öyle görür. Eksikler ve kusurlar gizlenir veya yok sayılır. Aşk normal dışı (patolojik) bir durumdur. Onun tarifi de yoktur. Bir aşıka aşk nedir? diye sormuşlar o, benim gibi olursan bilirsin demiştir. Onu ancak yaşayan bilir. Bilen tarif edemez. Dolayısıyla aşk normal dışı sübjektif bir olgudur.
Aşk sürekli bir ıstıraptır. İnsanı iç âlemine döndürür. Kor gibi yakar ve olgunlaştırır. Aşk, düşünce ve duyguların bir noktada yoğunlaşmasıdır. Bu yoğunluk, güneş ışınlarını bir noktada toplayan merceğin bir müddet sonra çıkan dumanlarla beraber üzerine düştüğü nesneyi içten içe ateşlemesine benzer.
Kültürümüzdeki “Leyla gibi olmuş”, “Leyla gibi dolaşıyor”, “Leylasız mecnun olmaz” gibi ifadeler ne hikmetse hep erkekler için kullanılır. Merkezde hep Leyla vardır. Düşünce merkezimize Mecnun oturmamıştır. Acaba neden? Aslında yanıp tutuşan Mecnundur, fakat ön planda hep Leyla vardır. Belki de Leyla, Mecnun kadar hırpalanmamıştır. Deli divane gibi dolaşan, her yerde ve her nesnede Leylayı gören Mecnundur. O zaman neden “Mecnun gibi” denmemiş, mecnun benzetmesi yerine “Leyla” benzetmesi yapılmıştır?
Kanaatimce bunun sebebi; Mecnun’un benliğini Leyla’da kaybetmesidir. Diğer bir ifadeyle Mecnun kendini Leylada bulmuştur. Yani Mecnunun Leyla olmuştur. O Leyla’nın benliğinde bir mecnundur. Mecnun aslında Leyla’nın kendisidir. Dolayısıyla Leyla üzerinden mecnunun hali anlatılmıştır. Leyla’nın ıstırabı özünün ıstırabı, özünün ıstırabı zaten kendi ıstırabı olmuştur. Mecnun, “fena fil Leyla” olmuştur. Mecnun kalmamıştır. O sadece görünürde mecnundur. Onun için Mecnunun adı zikredilmez olmuştur.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top