search
top

Kozan

YILLAR SONRA KOZAN
Adana/Kozan

Eskiden Kozan’a köylerden bin bir meşakkatle gelinir gidilirdi. Köylüler Kozan yerine “Sis”e gidiyorum derlerdi. Feke’nin birçok köyü alış verişini Kozan’dan yapardı. Örneğin onlardan biri de Feke’nin Konakkuran Köyü (Puhnu)’dür. Bu köyden Kozan’a gidiş gelişler öyle pek kolay olmazdı.
Eğer yük varsa yolcular hayvanlarla (at, eşek, katır) Horzum’a kadar gider, hayvanı orada hancıya emanet ederlerdi. Sonra Saimbeyli, Tufanbeyli ve Feke istikametinden gelen bir arabaya binerek Kozana ulaşırlardı. Kozanda işlerini bitirdikten sonra tekrar Horzum’a kadar arabayla gelir, hancıdan hayvanını alır ve eşyalarını hayvanlara yükleyerek köye dönerlerdi.
Yolcunun eğer yükü yoksa sabah erkenden kalkılarak ya Horzum’a veya Göksu Köprüsüne ya da Feke’ye 5-6 saat yaya yürüyerek varırlar, sonra oradan bir arabaya binerek Kozana ulaşırlardı. Öyle her an araba da bulunmazdı, yolda bazen bir saat, belki daha fazla araba beklendiği de olurdu.
Köylere orman yolu yapıldıktan sonra yine arabaya binebilmek için, ya Pancarlı Gediğine, Gümüş Tepesine veya Meydan’a kadar yürümek zorundaydılar. Çünkü yol orman için yapıldığından köye uğramazdı. Bu noktalardan araba geçeceği haberi bir gün önceden alınmışsa ona göre gidilir ve beklenirdi. Çünkü köyün bir arabası yoktu. (1970’li yıllar.)
Kozan, kuzeyde Feke, Saimbeyli; doğuda Osmaniye, Kadirli; güneyde Ceyhan; güney batıda İmamoğlu, batıda Aladağ ilçeleri ile çevrilidir. Kozan; kışları yağmurlu, yazları kuru ve sıcak olur. Sıcak olur çünkü çevresindeki dağlar serin rüzgârları engeller. Dolayısıyla Kozanlılar yaz gelince özellikle Temmuz ve Ağustos aylarını yaylalarda geçirirler. Yaylaya gidemeyenler ise evin damına çıkarlar ve orada yatarlardı. Kozan; Köreken, Andıl dağlarının uzantıları ile Kozan Kelesi ortasına özenle konmuş gibidir.
1980’li yıllarda bir bahar ayında Kozan Kalesine çıktığınızda Kozanın her tarafını kuşbakışıyla seyredebilirdiniz. Kuzeye doğru baktığınızda Saimbeyli caddesinin sicim gibi uzanan ucunun kıvrılarak Sıraelif Tepesi’nde kaybolduğunu, Adana yolunun İmamoğlu tarafına doğru ovanın içinden ip gibi uzandığını, Kadirli Ceyhan yolunun bahçeler arasından akan bir çay güzelliğinde etkileyici olduğunu görürdünüz. Kilgen’in, Deli Çay’ın ve Çanaklı ile Aslanpaşa mallesine doğru akan sulama kanallarının suyu, bir gümüş parlaklığında gözünüze çarpardı. Köyleri Kozana bağlayan köy yolları, yoldaki bir arabanın kaldırdığı tozlarla anlaşılırdı.
Kalenin güney burcuna çıkıp kuzeye doğru baktığınızda; kaleye yaslanan Taş, Yarımoğlu ve Hacıuşağı mahallelerinin bir kısmı hariç; Aslanpaşa, Tufanpaşa, Cumhuriyet, Şevkiye ve Mahmutlu mahallerini mütevazı halleriyle bir kompozisyon oluşturduğunu görürdünüz. Başınızı biraz kaldırarak gözünüzü uzaklara saldığınızda ise Andıl Dağı’nın eteğindeki Andıl Köyü, bir tablo gibi gözünüze ilişirdi. Ayrıca Ağlıboğaz, Bağlar (Urumeli), Hacımırzalı ve Güneri gibi yerleşim birimleri şehri kucaklardı.
İnce bir kalem zarifliğinde göklere uzanan minareler halkın Müslümanlığına şahadet ederdi. İçlerinde Hoşgadem Camisi, Küçük Cami ve Arap Camisi kıdemleriyle seçilir dururdu. Yukarı çarşı ve Kadirli caddesinde bulunan teşbih taneleri gibi dizili tarihi dükkânlar hep müşteri beklerdi. Şehir merkezinden gözlerinizi dışa doğru kaydırdığınızda yeşillikler gözlerinize ve gönlünüze keyifli seyirler yaşatırdı. Portakal limon bahçeleri, zeytinlikler, bağlar, incir ve badem ağaçları yeşilin tonlarını paylaşırdı. Ayrıca tarlalara ekilen buğday, arpa, yulaf, pamuk, karpuz, kavun, mısır, soya veya domates, patlıcan, lahana, marul, pırasa, renklere renk katardı.
Kozan Kelesi şehrin her tarafına hâkim durumdaydı. Rivayete göre Asurlular tarafından yaptırılmıştır. Kalenin kule ve burçları hala heybetini korumaktaydı. Halk arasında anlatılan hikâyelere göre Kozan kalesinin altından Anavarza, Karasis ve Kırkkapı’ya yollar gidermiş. Ayrıca kalede zindanlar ve daha başka gizli yolların olduğu da anlatılırdı. Herhalde çocukların yaklaşmaması için mahzenlerde hazine bekleyen ejderhaların olduğundan da bahsedilirdi. Hz. Ali’nin atının ayak izinin olduğu ve benzeri daha nice efsaneler anlatılırdı kaleyle ilgili. Kale içinde bütün yollar birbirine bağlanırmış ve dönemin şartlarına göre sarnıçlar sayesinde kalenin su ihtiyacının karşılanmış olduğu gözden kaçmazdı. Battal Gazi Zindanı olarak bilinen mahzen ziyaretçiler tarafından özellikle ziyaret edilirdi.
Kaleden Kozan camilerini tek tek sayabilirdiniz. Halk arasında “büyük camii” adıyla meşhur olan Hoşkadem camisi, zamanında şehrin en merkezi yerinde yapılmış, fakat sonra şehrin kuzeye doğru büyümesiyle kıyıda kalmıştır. Caminin kuzey giriş kapısı üzerindeki kitabeye baktığınızda Kölemen Sultanı Emir Abdullah Hoşkadem tarafından 1448 yılında yaptırılmış olduğunu görürsünüz. Caminin kubbesi, kalın duvarları, yosun tutmuş taşları ve iç mimarisindeki kemerli iri sütunları hâlâ tarihe şahitlik eder durur. Cuma namazı için Kozanlılar özellikle Hoşkadem Camisini tercih ederlerdi. Bir döneme damgasını vuran Hoşkadem’in imamı Halim Hoca, davudi sesiyle müminleri cezbederdi.
“Küçük Camii” adıyla bilinen cami de Kozan’ın tarihi camilerinden biridir. 1530’lu yıllarda yapılmıştır. 1920 yılında Fransız işgali sırasında tahrip edilse de Müslümanlar tekrar onararak ibadete açmışlardır. Bünyesinde barındırdığı Kur’an Kursu binlerce Kozanlı çocuğun ilk besmelesine şahadet eder. Kütüphanede kitaplar üstüne kilit vurulmuştu, hep ziyaretçi beklerlerdi. Son gittiğimde yerinde ne Kur’an Kursu ne kütüphane ne de cami vardı. Bir elin yarısından kopmuş şahadet parmağı gibi minare yarım duruyordu. Eski cami yerine taş duvarla küçük bir cami yapılmıştı. Mekan eski mekan değildi.
“Arap Camii” Kozan’ın ilk yerleşim alanı dışında 1900’lü yılların ilk yarısında üstü toprakla kapatılan küçük bir mescit iken daha sonra büyültülerek bu günkü haliyle inşa edilmiştir. Sonraki yıllarda bu camilere Zeynep Hanım, Lutfiye Hatun, Karanfiloğlu, Tatarlı camileri… gibi hemen her mahalleye bir cami inşa edilmiştir.
Mezarlıklar bir bölgenin tapusu gibidir. Kozan’ın merkezinde büyük bir mezarlık vardır. Etrafı yüksek taş duvarlarla çevrilmiştir. Dünya hayatına veda edenler büyük ağaçların serin gölgesinde ebedi uykularına devam etmektedirler. Bir ucundan diğer ucuna ortasından bir yolla ikiye bölünür. Ana giriş kapısından girdiğinizde hemen soldaki şehitlik ve bayrak dikkatinizi çeker, orada her şey çok taze gibidir. Osmanlı döneminden kalma olduğu taşlarından anlaşılan mezarlar vardır. Mahallelerdeki mezarlıklar olmasa, 80 bine yaklaşan Kozan nüfusunun yükünü bu mezarlığın kaldırması mümkün değildir.
Asırlar önce Kilgen Çayı üzerine kurulan Kozan köprüsü, yorgunluk emareleri gösterse de Kozanlıların yükünü hala çekmektedir. Kaleye yukarı tırmanırken yol güzergâhındaki tarihi ev ve konaklar dikkatinizi celbeder. Örneğin o konaklardan biri, “Manastır binasının doğu alt kısmında 1900’lü yılların başında Hacı Ağa adında bir Türk tarafından Halepli bir Ermeni ustaya yaptırılan konak, daha sonra Ermeni Nalbatyan ailesinin akrabası Yaver Mıcırıkyan’a satılmıştır.” Daha sonra tekrar bir Türk ailesine geçen bu konak günümüze kadar gelmiştir. Ancak bu Türk konağına bugün “Yaver’in Konağı” adının verilmesi düşündürücüdür.
Ayrıca Hoşkadem Camii’nin hemen yakınında bulunan tarihi çarşı, 1904 yılında yine Hacı Ağa tarafından yaptırılmıştır. İçinde birçok dükkân bulunan bu çarşı dönemin önemli alış veriş merkezlerinden biri olsa gerekir.
Şehrin en eski yerleşim yerleri Mahmutlu, Yarımoğlu ve Taş mahalleleridir. Bu mahalleler, ovadan epeyce yüksekte, kalenin eteğine kuzey ve doğudan sarılmıştır. Evler kayalık taş zemin üzerine kurulmuştur. Genelde taş duvar üzerine ahşap malzeme kullanılmıştır. Önlerinde bir çarşaf gibi serilen verimli ova, halkı bir ana gibi doyurmuştur. Daha sonraki yıllarda şehir özellikle köy ve kırsal kesimden göç almaya başlamasıyla keyfi bir yapılaşma başlamış ve düzensiz mahalleler oluşmuştur. Dolayısıyla şehrin bir plan üzere kurulduğu söylenemez.
Vatandaşın çoğu aldığı arsa üzerine plan proje olmadan atadan dededen gördüğü şekilde bir bina kondurmuş, sonra devlet yetkilileri bu binanın yol, su ve elektriğini bağlamak durumunda kalmıştır. Yani yetkililer, parsel plan proje ile vatandaşa yol gösterecek yerde maalesef vatandaşı takip etmişlerdir. Tabi bu binalar yapılırken şuna hiç dikkat etmemişlerdir. Acaba bu topraklar bir gün bize lazım olur mu?
Daha önce tarım arazisi olarak kullanılan topraklar üzerine sonraki dönem binalar dikilmeye başlanmıştır. Hâlbuki Kozan, kuzeyden dağların uzantısıyla hilal şeklinde çevrilmiştir. Kale ise önünde bir yıldız gibi durmaktadır. Kalenin eteğinde kurulan ilk mahalleler gibi şehir dağların eteklerine doğru genişlemeye müsaitken, vatandaş canının istediği gibi nasıl kolayına geliyorsa öyle binalar yapmaya devam etmiştir.
Sonuç ne olmuştur biliyor musunuz? O verimli topraklar üzerine yüksek çok katlı binalar mı dikilmemiş? O tarıma elverişli topraklar üzerine sanayi çarşıları mı kurulmamış, iş merkezleri mi açılmamış? Dahası o güzelim portakal zeytin ve bağlar sökülerek yerleri betonlarla doldurulmuştur. Eğer şehir dağların eteklerine bilinçli ve planlı bir şekilde çekilmiş olsaydı, şehrin orta yerinde kalan topraklara dikilen bağ bahçe ve ekilen tarım bitkileri cennet manzarası gibi bir güzellik sunardı şehrin sakinlerine.
İlçenin millet bahçesi denen içinde büyük ağaçların bulunduğu etrafı çevrili bir alan ile sonra adı Adnan Menderes Parkı olarak değiştirilen Kozan Parkı vardı. Günümüzde ilçeye Atatürk Parkı, Muhsin Yazıcıoğlu Parkı adlı parklarla tarihi çarşı ve Hoşkadem Camii Meydanı kazandırılmıştır.
Yol, medeniyet demektir. Kozandan Türkiye’nin her yanına ulaşabilirsiniz. Kozanın şehirlerarası terminali ve devlet hastanesi zamanında şehrin dışına yapılmış, fakat şimdi merkeze yaklaşmış durumdalar. Çeşitli açılardan ikisi de bir hamle beklemektedir.
Devlet hastanesi Feke, Saimbeyli ve Tufanbeyli ilçelerine de hitap ettiği için ihtiyaca cevap verecek durumda gözükmemektedir. Son zamanlarda özel polikliniklerin açılmasıyla ancak nefes alabilmektedir. Hastanenin yeri güzel, bir tepecik üzerindedir. Etrafı çamlarla ağaçlandırılmıştır. Acil durumlarda helikopter inebilecek pist de göz ardı edilmemiştir. Hastaneye ulaşım çok kolaydır. Zübeyde Hanım, Feke, Palmiye, F. Özel Türkay, Saimbeyli ve Ağlıboğaz caddeleri Hastanenin önünde bulunan Turgut Özal bulvarında kesişirler. Eskiden kişisel ulaşım aracı bisikletken şimdi her mahalleye giden toplu taşıma araçları konulmuştur.
Kozanda sokaklara girdiğiniz zaman bakkal, terzi, manav ciğerci gibi küçük dükkânlarla karşılaşırsınız. Çıkan dumandan ya da ciğer kokusundan bir ciğerci dükkânı olduğunu 100 m. mesafeden fark edersiniz. Eğer bir ciğerci dükkânına oturursanız önünüze bir tabak dolusu salata yeşillik limon gelir ve başlamadan gözünüz doyar. Bir taraftan da ciğer kokulu dumanlar sizi doyurur. Bu vesileyle Kozan’da meşhur olan ciğerci Ali’yi zikretmek gerekir.
Kozan kendi coğrafyası içinden göç alan bir şehirdir. Ayrıca halkı da kış yaz aynı yerde sabit oturmaz. Önceki yıllarda yaz ayı gelince nerdeyse kozan boşalırdı. Çok sıcak olduğundan yazın imkânı olan herkes Horzum, Elmalı, Suluhan, Göller, Maran, Çataloluk, Çadırçukuru, hatta Tekir gibi yaylalara çıkarlardı. Aileler genelde geldikleri bölgenin yaylalarını tercih ederlerdi.
Kozan’a Türkler Selçuklular Döneminde yerleşmişler. Ancak sıcak olduğundan birçoğu Toros dağlarındaki yayla ve köylere çıkmışlardır. Sonra bir kısmı tekrar gelerek Kozana ve köylerine yerleşmiş, bir kısmı ise köylerde kalmıştır. Zamanla köylerde kalanlar da geçim sıkıntısı gibi çeşitli sebeplerden dolayı şehre yönelmişlerdir. Bu gün Kozan halkını, genelde köy ve kırsal kesimden gelen insanlar oluşturur. Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli ve Kozanın köyleri şehrin nüfusunu besler. Sonradan göçle gelen nüfusun çoğunluğunun gelir düzeyi düşüktür. Bu aileler mevsimlik işlerde çalışırlar. Kış aylarında portakal limon toplar, ağaç budama işlerine giderler. Yaz aylarında pamuk, karpuz, çapa yapma gibi işlerde çalışırlar. Ancak piramidin en üst kısmını toprak zenginleri oluşturur. Kozan halkının istihdam edilebileceği büyük ölçekli bir sanayi henüz kurulmamıştır. Son zamanlarda orta ölçekli sanayi kurulmaya başlansa da yeterli olduğu söylenemez. Onlardan bazıları şunlardır; yem ve un fabrikaları, yağ üretim tesisleri, bal ve süt ile ilgili tesislerdir.
Eskiden esnaflar genelde bakkal, lokanta, fırın, giyim, kumaş ve tuhafiye gibi küçük dükkânlardan oluşurdu. Günümüzde belli markaların mağazalarına ve gıda üzerine büyük marketlere de rastlanmaktadır.
Kozan’ın Nur sineması, Belediye sineması ve yaz aylarında açık havada seyredilen yazlık şan sineması gibi sinemaları vardı. Bugün Nur ve belediye sinemaları hâlâ yorgunluklarına rağmen ayakta kalmaya direnmektedirler.
Kozan insanının durumunu psiko-sosyo ve ekonomik yönden üç kategoride değerlendirmek mümkündür. Birincisi genelde kırsal kesimden gelen umutsuz bakışlı, yüzü gülmeyen, üstü başı pek düzgün olmayan, işsiz gariban insanlardır. Bu insanların bacağında şalvar, mevsim yaz ise ayağında bir terlik, kış ise lastik ayakkabı, üzerinde bir gömlek ve ceket bulunur. Bu gruptakiler genelde dış mahallelerde otururlar ve günlük işlere giderler. Hayata tutunmaya çalışırlar. Uysaldırlar iyi niyetli dalgın ve yüzleri solgundur. Bu insanları genelde kahvehanelerde veya çarşının belli noktalarında iş beklerken görürsünüz. Bazen de bir traktör römorku üzerinde tarlalara ırgat olarak giderlerken.
İkinci gruptakiler ise orta sınıfı oluşturur. Bunların ya elinde bir sanatı ya da küçük ölçekli bir işletmesi vardır. Örneğin sıvacı, kalıpçı, berber, terzi veya küçük bir bakkal dükkânı olanlar bu sınıfta değerlendirilebilir. Bunlar da ancak kendi yağlarıyla kavrulurlar. Gelirlerini artırarak büyüme şansları pek yoktur. Kendi hallerinde hayatlarını yaşarlar.
Üçüncü guruptakiler az olmakla beraber toprak ağası zenginlerdir. Ayakkabının topuklarına basarak, palto veya ceketini omuzuna alan, insanlara tepeden bakan ve emredici konuşan ilgin kişilere rastlamak da mümkündür. Onlar giyim kuşamından, tavır ve davranışından hemen belli olurlar. Her yerde olduğu gibi Kozanda ’da para pul sıkıntısı çekmeyen, başkalarına karşı hoşgörü ve tahammül sınırını kaybeden, küçük bir meselede hır çıkaran kimselere de rastlamak mümkündür. Ancak bu farklılıkların yanında Kozan insanının hepsinin ortak bir özelliği vardır, o da yardım sever ve misafirperver olmalarıdır.
Kozanda çok özel bir grup insan daha vardır ki onlar hakkında bir söz söylemek için ciddi bir tetkik gerekir. Onlar deli sıfatıyla anılan kimselerdir. Benim eskiden hatırlayabildiklerim, deli Metin, deli Hamit, deli Ali, deli Yaşar… Bu kimseler gerçekten akli melekelerini kaybetmiş midir? Yoksa zekâları doyuma ulaşmadığından halktan deli muamelesi mi görmüşlerdir? İncelenmeye değer. Çünkü onlardan bazıları konuştuğu zaman, ben akıllıyım diyen çoğu kimseyi hayrete düşürecek, akıllı ve mantıklı konuşurdu.
Değişmeyen tek şey değişimdir. Hiçbir şey bu gerçeğin dışında kalamaz. 2000’li yıllardan itibaren Kozan’ın çehresi eskiye nazaran değişmeye başlamıştır. Günümüze gelindiğinde fark edilir bir gelişme ve değişme olduğu göze çarpmaktadır. Yukarıda da işaret edildiği gibi Kozan Kalesi’nin etekleri Belediye tarafından yapılan birtakım düzenleme çalışmaları sonucu sosyal tesis haline getirilmiş ve halkın hizmetine sunulmuştur. Bazı eski eserler restore edilerek nostaljik yapısıyla zihinleri tarih yolculuğuna çıkarmaktadır. Özellikle Şevkiye, Tavşantepe, Bağlar mevkilerinde yükselen çok katlı ve albenili binalar gözleri kendine doğru celbetmektedir. Ayrıca Turgut Özal bulvarındaki Türk Büyüklerinin büstleri Kozan’a ayrı bir anlam katmıştır. Kozan bir taraftan gelişip güzelleşirken maalesef bir taraftan da kendi sonunu hazırlamaktadır.
Yıllar sonra Kozan’ın o verimli toprakları güzelim bahçeleri betonlarla doldurulacağı hiç aklıma gelmezdi.

DİPNOT
Memluk Devleti, Kıpçak Türklerinden olan köle askerler tarafından kurulmuştur. Bu devletin Sultanı Baybars 1266’da düzenlediği bir seferde Adana, Misis, Ayas, Tarsus ve Kozan gibi şehirleri alır. 1275’de bir sefer daha düzenler ve bu sefer Toros Dağları’nın ta içlerine kadar ilerler.
Bkz. Cezmi Yurtsever, Kozan Tarihi, s. 11.
Yaver Mıcırıkyan Kirkor Efendi’nin Mayıs 1919 tarihinde ölümü üzerine, oğulları Haçatur, Nubar ve Misak Efendiler; kızları, eşi ve annesine verasetle intikal etmiştir. Kirkor Efendi’nin oğulları Haçatur ve Nubar’dan Şehlikzade Hasan Efendi’ye ve 1923 tarihinde, Urfa milletvekili Ali Saip Bey’in annesi Leyla Hanım ve eşi Fehime Hanım’a geçmiştir. Bkz. http://www.kozan.bel.tr/?/tarihi-degerler (Erişim, 20.04.2013).
age, s. 12; Bu yapıyla ilgili Kozan Belediyesinin sitesinde şu bilgilere yer verilmektedir. Bedesten, 1904 tarihinde Helvacı zade Hacı Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmış bir Osmanlı yapısıdır. Hacı Ali Usta tarafından da inşaatı yapılmıştır. On yedi iş yeri olan bu çarşıda zeytinyağı ve helva üretimi de yapılmıştır. Bkz. http://www.kozan.bel.tr/?/tarihi-degerler (Erişim, 20.04.2013).

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top