search
top

İslamın gayesi

Bir gün, bir genç Hz. Peygamber (s.a.v.)’in huzuruna gelerek;
-Ey Allah’ın Resulü, zina etmek istiyorum bana izin ver, dedi. Ashaptan bazıları, bu ifadeleri İslam terbiyesine aykırı görerek genci azarlayıp susturmak istediler. Hz. Peygamber ise son derece sakin bir şekilde delikanlıya seslendi ve “yanıma gel otur.” diyerek yer gösterdi. Sonra onunla sohbet etmeye başladı.
– Söyle bakalım; bir başkasının senin annenle zina etmesini ister misin?
– Canım sana feda olsun Ya Resulallah! Hayır, kesinlikle istemem.
– Zaten hiç kimse annesine böyle bir şey yapılmasını istemez. Bir başkasının senin kızınla zina etmesine razı olur musun?
– Hayır, ey Allah’ın elçisi! Razı olmam.
– Öyleyse hiç kimse kızıyla zina edilmesine razı olmaz. Hz. Peygamber (s.a.v.) delikanlıya sırasıyla kız kardeşi, halası ve teyzesiyle zina edilmesine razı olup olmayacağını sordu. Delikanlı hep “hayır istemem” diye cevap verdi. Artık hatasını anladığını görünce Hz. Peygamber, elini bu gencin omzuna koyarak,
-Allah’ım! Bunun günahını affet, kalbini temizle, iffetini koru! diye dua etti. Artık o günden sonra bu genç böyle şeylerle bir daha ilgilenmedi.
İslam, fıtrat dinidir ve her kim Allah’ın yarattığı fıtrata göre yaşarsa huzur ve mutluluğu bulur. Fıtratı bozulmamış insan, kendisi zarar görmek istemediği gibi başkalarına da zarar vermez. Nitekim bir hadiste “Kendisi için istediğini din kardeşi için de istemeyen kişi olgun mümin olamaz.” buyrulur. Müslüman, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkalarına yapmaz.
Din, akıl sahibi bir kimsenin Allah, diğer insan ve varlıklarla münasebetini düzenler. Bu şekilde insan hayatına yön veren din, onun dünya ve ahirette mutlu olmasını amaçlar. Allah’ın gönderdiği bütün dinlerin ortak adı İslam’dır ve hepsinin gayesi aynıdır. İslam dışında bir dinin Allah katında geçerli olmayacağını Kur’an bize şöyle haber veriyor: “Şüphesiz Allah katında din, İslam’dır…” . “Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” Nitekim ilk insan toplumundan itibaren Hz. Muhammed’e kadar Allah, farklı zaman ve mekânlarda Peygamberler görevlendirdi ve onlara vahiy gönderdi. Peygamberlerin hepsi insanları Allah’ın varlığına birliğine, gönderilen vahye ve ahirete inanmaya davet etti. Bu daveti kimi insanlar kabul ederken kimileri ise reddetti.
İnsan dâhil evrende yaşayan tüm canlıların birtakım ortak özellikleri vardır. Yeme, içme, barınma bunlardan bazılarıdır. Örneğin birçok canlı yaşamak için toprağa, suya ve havaya ihtiyaç duyar. Öyleyse insanı diğer canlılardan ayıran özellik nedir? Belki birçok ayırıcı özellik vardır, ama bunlardan en önemlisi insanın inanan bir varlık olmasıdır. Hâlbuki hayvanların bir inancı, ahlak anlayışı, gayesi ve değer yargısı yoktur. Canlılar içinde sadece insan düşünür, araştırır, sorgular ve inanır. İnandığı değerler doğrultusunda yaşadığı sürece de mutlu olur.
Şüphesiz insanı en iyi tanıyan onu yaratan Allah’tır. Dolayısıyla onun nasıl mutlu ve huzurlu olacağını da en iyi o bilir. Bu nedenle Allah, insanı mutluluğa götürecek yolları gönderdiği vahiy ile bildirmiştir. İslam dininin gayesi; canı, malı, aklı, dini ve nesli koruyarak insanı mutluluğa ulaştırmaktır. Bunlar dinimizin temel öğütleridir. Aynı zamanda bunlar bütün insanların doğuştan sahip olduğu haklardır. Şerefli ve huzurlu bir hayat yaşayabilmesi için her insanın, bu temel değerlere ihtiyacı vardır. İslam bu değerlerin insanlar arasında ayırım yapmaksızın korunmasını ister. Şimdi, o değerlere bir bakalım.
İslam, hayatı korumamızı ister. İslam, yaşama hakkımız yanında bize yaşatma sorumluluğu da yükler. Bu sorumluluğun gereği öldürmeyi en büyük günahlardan sayar. Bu konuda Allah bir ayette şöyle buyurur: “…Kim bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kimsenin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur…” Ayette bir insanı öldürmenin tüm insanlığı öldürmeye denk tutulmasının sebebi, bu davranışın çok büyük suç olmasındandır. Hayat, insana Allah’ın emaneti olduğu için insanın kendi canına kıyması da büyük bir günahtır. Nitekim Allah, başka bir ayette de “…kendinizi öldürmeyin…” buyurmaktadır.
Hayatı koruma sorumluluğumuz o kadar önemlidir ki ancak bununla diğer hak ve sorumluluklar yerine getirebilir. İslam, insanın manevi saygınlığını korumayı da hayatı korumanın bir parçası olarak kabul eder. Bu nedenle insanın onurunu zedeleyen iftira, gıybet, hakaret ve işkence gibi her türlü söz ve davranışı yasaklar.
İslam dinin bir diğer önemli gayesi de özünde inanç ve ibadetlerin olduğu dini korumaktır. İslam herkese inandığı dinin ibadetlerini yerine getirebilme hürriyeti tanır. İslam’a göre bir kimse inancının gereğini yerine getirirken herhangi bir baskı, zorlama ve kınamaya maruz bırakılamaz. Hatta inandığı dinini başkasına anlatabilir ve öğretebilir. İslam, insanları istediği dini seçme konusunda da serbest bırakır. Bu konuda Allah Kur’an’da; “Dinde zorlama yoktur; artık doğruluk eğrilikten ayrılmıştır…” Başka bir ayette de: “De ki: Hak Rabbinizdendir. Öyleyse dileyen inansın, dileyen inkâr etsin…” buyrulur. Ancak İslam, insanların yanlış bilgilerle aldatılarak saptırılmasını , istismar edilmesini ve sömürülmesini dinin korunmasına bir müdahale kabul eder.
Dinin korunması; onun esaslarına tereddütsüz olarak inanmak, ibadetleri samimi olarak yerine getirmek ve onun eğitim ve öğretimini yapmakla olur. Bütün bunları yapmak ise büyük fedakârlıklar ister. Gerektiğinde canını ortaya koyarak cihad etmek, vatanını, yurdunu terk ederek hicret etmek ve dünya malından vazgeçebilmek de dinin korunması için yapılacak en büyük fedakârlıklardandır. Örneğin sahabelerden Mus’ab bin Umeyr, Sümeyye ve Yasir gibi birçok kimse inancı adına nice sıkıntılara katlanmıştır. Onlardan Mus’ab, zengin bir ailenin üzerine titrediği bir çocuktu. Ailesi ona en güzel, en pahalı, en lüks elbise ve ayakkabıları alır giydirirdi. Son derece rahat bir hayat yaşarken tebliğ kendisine ulaşır ulaşmaz Müslüman oldu. Hz. Peygamber (s.a.v)’in yanına bir süre anne ve babasının haberi olmadan gizlice gidip geldi. Namazlarını da gizlice kılıyordu. Ancak, amca çocuklarından Osman bin Talha onu bir gün fark etti ve ailesine haber veridi. Bunun üzerine Mus’ab’ın hayatında yepyeni bir dönem başladı. Mus’ab’ın Müslüman olmasını bir türlü hazmedemeyen anne ve babası onu, hapsettiler. Müslümanlarla buluşup görüşmesini yasakladılar. İslâm’dan uzaklaşması için çeşitli maddî ve psikolojik yaptırımlar uyguladılar. Sevgi ve şefkat ile eski inancına döndürebileceklerini düşündüler, fakat hiç birinden bir sonuç alamadılar. Bunlar işe yaramayınca bütün güzel elbiselerini, ayakkabılarını aldılar, cebindeki paraya el koydular, onu tam bir yoksulluğa iterek bu yeni hayata dayanamayacağı ümidi ile kendilerine dönmesini beklediler. Fakat umduklarını yine bulamadılar. Çünkü o öyle bir inanmıştı ki imanı karşısında hiçbir şeyin değeri yoktu. Mus’ab, sonra Uhud’da şehit oldu ve onu kefenleyecek çizgili bir kumaş parçasından başka bir şey bulamadılar. Parça kumaşla başı örtüldüğünde ayakları açılıyor, ayağı örtüldüğünde başı açılıyordu. Rasûlullah, başının örtülmesini emretti ve ayakları da otlarla kapatıldı. İnsan bir şeye bedel ödeyebiliyorsa onu her zaman korumaya hazırdır.
İslam’ın korumamızı istediği değerlerden biri de mülkiyettir. İslam bize; mal-mülk edinme ve onları kullanma, gelirlerinden yararlanma gibi yetkiler verir. Bununla birlikte bizlere bazı sorumluluklar da yükler. Örneğin kendimizin ve ailemizin geçimini temin etmek, yardım ve infakta bulunmak, zekât ve sadaka vererek yoksulları gözetmek bu sorumluluklardan bazılarıdır. Öte yandan mülkiyet hakkını ihlal eden hırsızlık, rüşvet, faiz, tefecilik, kumar ve gasp gibi tutum ve davranışları da yasaklar. Allah bizleri bu konuda şöyle uyarır. “Birbirinizin mallarını haksız şekilde yiyip tüketmeyin …”
İslam nesli korumamızı da ister. Neslin korunması için öncelikle sağlıklı ve iffetli bir ailenin kurulması gerekir. Bu çerçevede İslam, neslin korunması için bazı önlemler de almıştır. Örneğin Kur’an’da zinadan ve fuhuştan uzak durmamız emredilir: “Zinaya yaklaşmayın, çünkü o, açık bir hayâsızlıktır, çok kötü bir yoldur.” Bu ayette dikkat çekici olan sadece zina etmemek değil, flört etmek, harama bakmak, zinayı çağrıştırıcı sözler söylemek gibi zinaya götüren yolların da yasaklanmış olmasıdır.
Ayrıca İslam’da masum kişilere yönelik onur kırıcı söz söylemek ve iftirada bulunmak da yasaklanır. Nitekim bu tür kötü davranışları sergileyenler Kur’an’da şöyle kınanır: “Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır.”
İslam neslin korunması için evlenmeyi teşvik eder. Nitekim Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurur: “Evlenmek benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimden yüz çevirir ise benden değildir…” Böylece topluma faydalı nesiller yetiştirmek ve insan neslinin devamına katkı sağlamak amaçlanır.
İslam ailemizi korumamızı da ister. Bir gün Hz. Ömer, Tahrim suresindeki “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun…” ayetini okur ve Peygambere, “Ya Resulallah! Nefislerimizi koruruz, fakat ehlimizi nasıl koruyabiliriz?” diye sorar. Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurur: “Allah’ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyediniz, emrettiği şeyleri de onlara emrediniz. İşte bu, onları korumak demektir.” buyurur.
İnsanın en önemli özelliklerinden biri onun akıllı ve düşünen bir varlık olmasıdır. İslam dininin korumayı amaçladığı değerlerden biri de insanın bu özelliğidir. Aklın korunması, aslında onun sağlıklı düşünme, üretme ve karar verme kabiliyetinin korunmasıdır. Örneğin alkol ve uyuşturucu maddelerin her çeşidi akıl ve ruh sağlığımıza zarar verir. Akıl ve ruh sağlığımız bozulursa dinî, ailevi, sosyal ve mesleki hayatımız olumsuz yönde etkilenir. Bu nedenle İslam sarhoşluk veren her şeyi yasaklar. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, “Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah’ı anmaktan ve namazı kılmaktan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” ayetiyle, Peygamberimiz de “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.” hadisiyle, aklı işlevsiz hâle getiren zararlı maddelerden uzak durmamızı ister.
Sonuç olarak canın, dinin, malın, aklın ve neslin korunması dinimizin temel amaçlarındandır. Aslında dinimiz bu hakları koruma altına alarak insanın yaratılış gayesine uygun olarak yaşamasını sağlamak ister. Buna uygun olarak hayatını sürdüren her insan dinin nihai gayesi olan dünya ve ahiret mutluluğuna da ulaşmış olur.
—————————-
Ahmet bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 256-257.
Buharî, İman 7; Müslim, İman 71.
Al-i İmran suresi, 19. ayet.
Âl-i İmran suresi, 85. ayet.
Mülk suresi, 14. ayet.
Bunlar için bkz.:En’am suresi 151-153. ayetler; İsra suresi, 22-39. ayetler.
Mâide suresi, 32. ayet.
Nisa suresi, 29. ayet.
Bakara suresi, 256. ayet.
Kehf suresi, 29. ayet.
Bkz. Hac suresi, 8, 9. ayetler.
Nesâi, Cenâiz, 40; Buhari, Rikâk, 16.
Bakara suresi, 188. ayet.
İsrâ suresi, 32. ayet.
Nûr suresi, 23. ayet.
İbn Mâce, Nikâh, 1.
Tahrim suresi, 6. ayet.
Maide suresi, 91. ayet.
Tirmizi, Eşribe, 3.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top