search
top

Eğitimimiz

DEĞİŞİM VE EĞİTİM
Eğitim çok boyutlu bir kavramdır. Genel olarak insanın bir plan ve hedef doğrultusunda ruh ve beden sağlığını koruyarak geliştirilmesi için yapılan bütün çalışmalardır denilebilir. Eğitim, kişide olan yetenekleri ortaya çıkarmak, iyi insan yetiştirmek, günlük ihtiyaçları karşılama becerisi kazandırmak ve evrensel ahlakı gerçekleştirmek amacıyla yapılır. Diğer bir ifadeyle yeni nesli hayata hazırlama sürecidir eğitim.
Çocuk, genç ve yetişkinler aldıkları eğitimle karşılaştıkları problemleri kolaylıkla çözebilmeli ve hayatlarını kolaylaştırmalıdır. Bu bağlamda okullarda verilen bilgiler hayatta ne kadar işe yarıyorsa o kadar önemlidir. Yani eğitim-öğretimin değeri işlevselliği ile doğru orantılıdır denilebilir.
Toplumun gelişmesi ve değişmesiyle ihtiyaçlar da değişir. Toplumlar ortaya çıkan ihtiyaçlara göre kendilerini yenilemek ve geliştirmek zorundadır. Örneğin bir tarım toplumunun ihtiyacı ile sanayi toplumunun ihtiyacı bir değildir. Tarım toplumunda; insan gücüne bağlı üretim yapılıp, gürültü patırtıdan uzak sade bir hayat yaşanırken sanayi toplumunda; makinalarla daha çok daha hızlı üretimle birlikte daha karmaşık bir hayat yaşanır. İnsan hayatına giren her yeni, avantajla birlikte birtakım dezavantajları da beraberinde getirir. Dolayısıyla sanayi toplumunda yaşayan insanlar tarım toplumunda yaşayan insanlara göre daha çok ve karmaşık problemle karşılaşır. Bu da daha çok stres yaşamasına neden olur. Gergin olan insanların ikinci bir gerginliğe tahammül güçü kalmaz. Böyle bir durumla karşılaşan birçok insan gerginliği ortadan kaldırmak için duygusal, sözel ve fiziksel şiddete başvurur. Tahammül gösterme, hoşgörülü davranma, empati yapma veya karşı tarafı birazcık dinleme gibi problemi çözecek eylemlere yanaşmaz. Bu tür yaklaşımların bir de geçmişten gelen “sosyal öğrenme” denen tecrübi boyutu vardır. Çünkü çocuklar büyüklerinden ne görürse onu öğrenirler. İnsan hayatındaki olumlu veya olumsuz davranışlar öğrenilerek kazanılır. Bu nedenle yeni yetişen nesle karşılaştıkları bir krizin içinden nasıl çıkacakları okullarda öğretilmelidir. Okullara konulacak “Kriz yönetimi/Problem çözme dersi” ile öğretilirse, gelecek nesillerin daha uyumlu ve birbirlerine karşı daha anlayışlı olmaları muhtemeldir. Bu düşünceden hareketle ülkemizin bütün okullarında “kriz yönetimi/problem çözme” adı altında bir dersin okutulması bir zaruret haline geldiğine inanıyorum.
Kriz yönetimi veya problem çözme dersi neden bu kadar önemlidir? İnsan hayatı riskler ve problemlerle doludur. İnsanın karşısına nerde, ne zaman, nasıl bir problem çıkacağını bilemeyiz. Dolayısıyla problemlere çözüm odaklı yaklaşmaya hazırlıklı olmak gerekir. Kriz yönetmeyi veya problem çözmeyi bilmeyen bireyler sosyal hayatta küçük bir problemle karşılaştığında ya şaşırır kalır, ya da şiddete başvurur. İki durumda da sonuç değişmez.
Hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkan, bizim o anki durumumuzu ve geleceğimizi olumsuz etkileyen bir krize, eğer çözüm odaklı yaklaşmazsak uyumu, anlayışı ve empatiyi ortadan kaldırırız. Bazen bu, bir yuvanın dağılması veya bir hayatın son bulması gibi telafisi mümkün olmayan arkada enkazlar bırakır. Hâlbuki birbirini dinleyen anlayan ve problemini çözebilen birey veya toplum daha huzurlu ve mutlu olur. Dolayısıyla problemlerini çözebilen insanlar hayatta daha başarılı ve hayata daha bağlı olurlar.
Bir yerde bir problem varsa onu çözmek için yollar ve teknikler de vardır. İşte okullarda yeni nesle bu yol ve teknikler öğretilmelidir. Hem de uygulamalı olarak öğretilmelidir bunlar. Bu dersi verecek öğretmenler krize farklı çözüm önerileri getirebilecek donanıma sahip olmalıdırlar. Psikoloji, sosyoloji, felsefe, antropoloji, din ve ahlak gibi alanlarda yeterli bilgi birikimleri yanında acil çözüm üretme yetenekleri de olmalıdır.
Bu derste, problemlerin nasıl çözüleceği, krizlerin nasıl yönetileceği, kriz veya problem yaşayan insanlara nasıl yardım edileceği, birey ve toplum bazında fazla yıpranmadan nasıl atlatılabileceği, öfke ve heyecan gibi duyguların nasıl kontrol edilebileceği öğretilmelidir. Ayrıca bir arada yaşama sorumluluğu ve olağanüstü durumlarda verilecek ilk tepki bilinci kavratılmalıdır. Bu bağlamda evrensel argümanlar kullanılmalıdır. Verilen teorik bilgilerden hareketle problemler mutlaka uygulamalı olarak çözülmelidir.
Değişimler küçükte olsa sancılı olur. Toplumumuz her geçen gün değişiyor, dolayısıyla problemler de eksik olmuyor. Kişi veya toplumun yaşadığı problemler stresler bir kriz nedeni olabilir. Bu çerçevede ailede; anne baba ve çocuklar arasında ortaya çıkan problemler nasıl çözülmelidir? Çevrede; cadde, sokak, yol ve trafikte karşılaştığımız probleme nasıl yaklaşılmalıdır? Okul, hastane, postane, hapishane, askeriye, fabrika gibi kurumlarda çıkan krizler nasıl yönetilmelidir? Bütün ülke insanının gözleri önünde kavgaya dönüşen Meclisteki iletişimsizlik nasıl önlenmelidir? Aile, çevre ve kurumlarda meydana gelen, hatta gelebilecek olan problemler üzerinden giderek çözüm önerileri getirilmelidir.
Eğitimimize bir de şu açıdan bakmamız gerekmektedir. Bugün okullarımızda okutulan derslerin acaba hepsinin hayatta bir karşılığı var mıdır? Yoksa o derslere harcanan zaman, hayatımızdan çalınan telafisi mümkün olmayan bir kayıplar mıdır? Okutulan mevcut dersler işlevselliği açısından tekrar gözden geçirilip toplumsal ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak tekrar değerlendirilmesi gerekir. Örneğin Beden Eğitimi dersi genelde angarya gibi görülür, fakat herkes için bir karşılığı vardır. İlk yardım dersi genelde önemsiz bir ders gibi algılanır, fakat her zaman her yerde ihtiyacımız olan ve çok iyi öğrenilmesi gereken bir derstir. İlk yardımı bilmeyen bir kimse bir krizle karşılaştığında ne yapacağını şaşırır ve eli ayağı bir birine dolaşır. Özellikle bir insan grubu (öğrenci, asker, işçi vb.) başında bulunan amir, memur veya yönetici kimselerin ilk yardımı bilmeleri gerekmez mi?
Okullarda önemsiz görülen derslerden biri de Sağlık dersidir. Hâlbuki bu dersin de hayatta her zaman karşılığı vardır. Bu dersin müfredatı, tıp terimlerinden ayıklanmış, toplumun ihtiyaçları göz önünde bulundurularak hazırlanmalıdır. Sağlıklı beslenmeyi belki yeni nesil bu ders sayesinde öğrenebilir. Dolayısıyla bu ders de bütün okullarda zorunlu okutulması geren bir derstir.
Toplum olarak iletişimimizin güçlü olduğunu söyleyemeyiz. Hâlbuki iletişim, insanın olduğu her yerde karşılığı olan ve önemini hiçbir zaman kaybetmeyen bir gerçektir. Nedense bizde fazla önemsenmez. Birbirini dinlemeyenler, birbirini anlayamaz, birbirini anlamayanlar da anlaşamazlar. TBMM’sinde vekillerin sergilediği çirkin manzara iletişimsizliğin bir sonucu değil midir?
Herkesin zekâ ve kabiliyeti aynı değildir. Her birey farklı ve özeldir. Bu bağlamda bazı dersler vardır ki ancak o derslerde özel yeteneği olan öğrenciler başarılı olabilir. Örneğin Resim ve Müzik derslerinin herkes için hayatta bir karşılığı yoktur. Herkesin resim yapma yeteneği olmayabilir ve resim yapamayabilir. Çünkü bu bir kabiliyet işidir. İstekli ve yetenekli çocuklar açılacak sanat okullarında (resim, müzik, heykel, oyma, hat, vs.) eğitim alsalar hem o sanatla bütünleşirler, hem de bir sanatçı olarak yetişebilirler. Dolayısıyla bu dersleri herkesin alması gerekmez.
Diğer taraftan bu ülkenin bütün insanlarının “yabancı dil öğrenmesi” gerekmez. Bu yabancı dilin önemsiz olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Dil elbette öğrenilmelidir, hem de mümkünse bir kaç tane öğrenilmeli. Ancak yabancı dil öğretimi, dil okullarında yapılmalıdır. Hatta dünyadaki her ülkenin dilini bilen insanlarımız olmalıdır. Ancak bu ülkenin bütün çocuklarına yabancı dil öğretmeye kalkmak doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü yabancı dile ihtiyacı olmayan ülkemizde yüzlerce belki binlerce çocuk vardır. Bu sistemde o çocukların zamanı “öğrenilemeyen dil uğuruna” kurban edilmektedir. İşin acı tarafı çocuklarımız öğrenemedikleri “o dilin büyüklüğü” karşısında psikolojik olarak ezilmektedir. Ayrıca dil için harcanan zaman ve sermaye düşündürücüdür!

top