search
top

Dedem Keklik Kuşundan Nefret Ederdi

DEDEM KEKLİK KUŞUNDAN NEFRET EDERDİ

Keklik kuşu kültürümüzde çok geniş bir yere sahiptir. Türkülerimize (Keklik idim vurdular) konu olmuş. Sevgilinin yürüyüşü kekliğin yürüyüşüne benzetilmiş (Kınalı keklik gibi oynar sekersin… Karacaoğlan) ve şairlerimize ilham kaynağı olmuş. Mani ve ninnilerde de yerini almış, deyimlerimizi süslemiş (Çantada keklik). Dokumalarımızdaki nakışlara (Keklik izi), oyunlarımıza (Keklik halayı) hatta köylerimizde bir yere (Keklik pınarı) ad bile olmuştur.
Keklik çok güzel bir kuştur. O, göçmen kuşlardan değil, çiftler halinde veya toplu olarak çalılık, fundalık ve kayaların otlu bölgelerinde yaşar. Boz, çil ve kınalı gibi isimlerle anılan birçok çeşidi vardır.
Ülkemizdeki kekliklerin çoğunun boğazının altı beyaz, gaga ve ayakları kırmızıdır. Kanatlarında ve boynunda beyaz kesik çizgilerle albenisi yüksektir. Kekliklerin sırt bölgesindeki tüyleri toprak renginde olduğundan yerde gezerken fark edilmeleri zordur. Yiyeceklerini gezerek toprak üstünde ararlar. Küçük kurt, çekirge ve buğday taneleri ile beslenirler. Ayrıca buğday filizlerinin uçlarını yiyerek ekinlere zarar da verirler.
Göçmen olmayan keklikler, hayatlarını doğdukları bölgede geçirirler. Büyüyen yavrular kolay kolay ana-babalarını terk etmezler ve sürü halinde dolaşırlar. İnsan veya yırtıcı kuş tehlikesiyle karşılaştıklarında cikleme sesleriyle birlikte bir uğultu çıkararak hızla yer değiştirirler. Ancak kondukları yerde kalmazlar, hemen yer değiştirerek otların arasına veya çalı diplerine saklanırlar. Zaten çalı dibi veya ot arasına yaptıkları yuvalarda barınırlar. Bu yuvalarına on onbeş civarında yumurta yaparlar ve yirmi yirmi beş gün kuluçka sürecinden sonra da yavrular hayata gözlerini açarlar. Ekinler biçilirken arasında bu yavrulara zaman zaman rastlanır.
Doğan, Atmaca ve Şahin’in olduğu kadar insanların da gözdesi keklik kuşları. İnsanların kimi etini yemek, kimi de beslemek için avlar. Beslemek için keklikler çok küçükken avlanır. Çünkü onları küçükken eğitmek ve evcilleştirmek çok kolaydır. Dolayısıyla daha bir hafta, on günlükken yavrular (palaz) bulunması muhtemel yerlerde aranır ve bulunduklarında annelerinden ayırılır. Annesinden ayrılan her bir yavru otların altına gizlenirler. Uzun süre bulundukları yerden çıkamazlar. Ancak annelerinin sesini duydukları zaman çıkarlar. Bunu bilen kurnaz avcılar, keklik ötüşünü taklit ederler ve yavruların bu sesi annelerinin sesi zannederek ses vermelerini sağlarlar. Böylece avcılar sesin geldiği yere giderek eliyle koymuş gibi yavruyu gizlendiği yerde yakalarlar. Bazen de kafesteki bir keklik götürülerek, onun ötmesiyle saklanan yavrular gizlendiği yerden çıkarılır. Yavrular kısa sürede sesin etrafında toplanırlar ve bu arada yakalanır. Yakalanan yavrular özenle beslenir büyütülür. Kimileri ilerde av aracı olarak kullanmak için kimi de evde sesini dinlemek ve güzelliğini seyretmek için besler.
Eti için avlamaya gelince bu da sürek avı, arama avı ve kafes avı şeklinde yapılır. Sürek avında avcılardan bir grup keklik sürülerinin (küren) geçebileceği tahmin edilen yerlere gizlenirler. Diğer bir grup avcı da hay huy sesleriyle kuşları ürkütürler ve avcıların üstüne doğru uçururlar (sürerler). Gizlenen avcılar da üzerlerine gelen kuşları vururlar.
Arama şeklindeki avlamada ise uçarak çevreye dağılan keklikler, av köpekleri yardımıyla veya avcının bizzat kendi aramasıyla bulunur ve avlanır.
Kafes avı da şöyle yapılır; kafeste bulunan bir keklik (erkek olması tercih edilir) bir ağaç dalına asılarak veya bir taş tepesine konularak kamufle edilir. Kafesteki keklik bir tuzak olarak kullanılır. Orada yalnız kalan keklik bir müddet sonra “gak gubarak, gak gubarak” şeklinde öterek dağlardaki keklikleri yanına çağırır. Bu sesi duyan civardaki yaban keklikler onun ötmesiyle etrafına gelirler. Bu arada avcı, yapraklı ağaç dallarından gizlenmek için yaptığı evsininde bekler. Avcı gelen keklikleri ya tüfekle vurarak veya kafesin önüne gerdiği bir ağ ile ele geçirir. Dolayısıyla keklik keliğin ölümüne sebep olur.
Bu kadar hayatımıza giren güzelim keklik kuşundan dedem neden nefret ediyordu? Dayanamadım bir gün sebebini sordum. Sebebini uzun uzun anlatacak sanıyordum. Aldığım cevap bir cümleydi:
-“Kendi cinsinin ölümüne sebep olan kuş da olsa nefret ederim.”
Dedem şimdi olsaydı…
ekremözbay

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top