search
top

Çayardında Ebu Mansur

Çayardında Ebu Mansur

Zaman zaman Semerkant’ın sokaklarını dolaşıyor, ilginç kıyafetli insanlara ve ateşli tartışmalara şahit oluyordu. O gün rastladığı sokak satıcılarının bağırıp çağırmalarına bir anlam veremedi. Biri avazı çıktığı kadar, “Hind malı bunlar, bitti bitiyor, gel, gel sen de gel, yetişen alıyor…” diye bağırıyordu.
Muhammed, Maturid kasabasından gelmişti Semerkant’a. Maturid’e hiç benzemiyordu Semerkant. Müslüman, Budist, Zerdüşt, Hristiyan ve Maniheist tüccarların kıyafetleri hangi dine mensup olduklarını ele veriyordu. Zira Seyhun ile Ceyhun nehirleri arasında (Çayardı) bulunan Semerkant, adeta dünya ticaretinin merkezi gibiydi. Hafta sonları büyük pazarlar kuruluyordu. İranlı, Turanlı, Çinli ve Hintli tüccarlar bu günü sabırsızlanarak beliyordu. Hafta içi de yerli halk ikindiden sonra varsa satılacak malı sokak aralarına tezgâhını açıyor ve rızkını devşiriyordu. Pazarlarda yok yoktu. Kumaşlar, ipekler, halılar, baharat türlerinden kâğıt çeşitlerine kadar ne ararsan bulunuyordu. İşte Semerkant böyle çok kültürlü ve hareketli bir şehirdi.
Semerkant aynı zamanda medreseleriyle de ünlüydü. İlk medreseler burada inşa edilmişti. İlim öğrenmek isteyenlerin cazibe merkezi durumundaydı burası. Çünkü gençler için yeme içme, barınma, hatta harçlık gibi her türlü ihtiyaçları vakıflar yoluyla karşılanıyordu. Komşu Türk yurtlarından gelen olduğu gibi çok uzaklardan buraya ilim öğrenmeye gelenler de vardı. Muhammed de ilim öğrenmek amacıyla Semerkant’ın kuzeybatısında bulunan Maturid kasabasından gelmişti. Orta halli bir aile çocuğuydu. Babasıyla dertleşerek gelmişlerdi Semerkant’a. Babası yol boyunca “hayalin sermayesi yoktur, büyük düşün oğlum” diyerek düşünmenin önemine vurgu yapıyordu hep. Bir daha görüşemeyeceklerinden habersiz talebe yurduna yerleştirip geri dönmüştü babası.
Daru’l Cürcaniye’de Muhammed’in zekâsı daha ilk aylarda hocalarının dikkatini çekti. Yılsonuna doğru hocalarını zorlayan sorular soruyor ve diğer öğrencilerden farkını ortaya koyuyordu. Hocaları onu bazen Samanoğulları’nın sarayında yapılan ilimi tartışma ve münazara meclislerine götürüyorlardı. Muhammed bu hararetli tartışmaları izliyor, taraflardan tutarsız fikir beyan edenleri hemen yakalıyordu. Ancak fikrini söylemesi için daha çok erkendi. Gerçi söylemek istese de hocaları müsaade etmezdi, çünkü genç birinin böyle bir çıkışı ilim meclisinde ukalalık olarak anlaşılırdı. Hem de saraydaki bir toplantıda böyle bir şeye cüret edilemezdi. Yatılı okuyanlar memleketinin uzaklığına göre bir yıl veya altı ayda bir ancak gidebilirdi. Bundan dolayı Muhammed babasının bu dünyadan ayrıldığını altı ay sonra öğrenmişti.
Muhammed uzun süre Semerkant medreselerindeki ünlü hocalarından ders okudu. Hocaları arasında kimler yoktu ki Ebu Bekir el-Cüzcânî, Ebû Nasr el-İyâdî, Ebu Süleyman el- Cüzcani ve Muhammed bin Hasan eş-Şeybani gibi daha birçok hoca vardı. Zaman su gibi akıp gidiyordu. Bu arada Muhammed, kelam, mezhepler tarihi, fıkıh ve tefsir gibi ilimlerde otorite derecesinde itibar görüyordu. Babasının adı Muhammed olduğu için hocaları ona hep “Muhammed’in oğlu” anlamında İbnu Muhammed diyorlardı. İlk zamanlar biraz yadırgamıştı, fakat sonra alıştı.
Semerkant ticari hareketlilik kadar dini yorumlar açısından da hayli hareketli bir şehirdi. Sünniler, şiiler, hariciler, mürciler ve kerramiler gibi mezhep mensupları arasında tartışma eksik olmazdı. Bir ara hanefiler arasında bile akılcılıktan nakilciliğe doğru bir kayma yaşandı. Çünkü devlet hanefi hadis taraftarlarını destekliyordu. Diğer görüş ve anlayışları engellemeye çalışıyordu. Akılcı bilinen Muhammed de bundan nasibini aldı ve bazı hocaları desteğini çekti. Ancak Muhammed’in görüşlerini benimseyen bir cemaat oluşmuştu ve bu kimseler “rey” anlayışından vazgeçmiyordu. Artık Maturid’li Muhammed’in adını Semerkant’ta duymayan kalmamıştı.
Muhammed bir taraftan eserler kaleme almaya başlamıştı. Fakat annesine her gittiğinde, “seni ne zaman baş göz edeceğiz yavrum,” diye annesi Muhammed’i yokluyordu. Muhammed “Kitabü’t-Tevhid”i yeni bitirmiş ve bir çocuğu olmuş kadar sevinmişti. Şimdi aklında “Te’vilatü’l-Kur’an” ı yazmak vardı. Annesinin bu çıkışlarını çok yersiz ve zamansız buluyordu, ancak bir taraftan da onu kıramıyordu. Bir sonraki gelişinde annesi ağzındaki baklayı çıkararak hafız bir kızdan bahsetti. O kadar methetti ki, parayla bir övücü tutsalar kızı o kadar övemezdi. Sonunda gözleri görmez, elleri tutmaz ve ayakları yürüyemez demesin mi? Muhammed’in yüz ifadeleri değişti ve bir anlam veremedi. Muhammedin bundan hoşlanmadığını gören Cahan Sultan “oğlum beni yanlış anladın galiba.” dedi ve şöyle devem etti; “evet gözleri görmez fakat Allah’ın yasakladığı şeyleri, elleri tutmaz ancak Allah’ın haram kıldıklarını ve ayakları da haramlara doğru yürümez.” Meğer her şey konuşulmuş, tartışılmış, anlaşılmış ve sadece Muhammed’in onayı kalmıştı. Muhammed yaşlı anasının ısrarlı teklifini geri çeviremedi ve tamam dedi. Anası “oğlum hayırlı işlerde acele etmek gerekir” diyerek kız evinden bir ay sonraya söz aldı. Mevsim yaz, Semerkant’ta düğün mevsimi. Muhammed Semerkant sokaklarından gelen düğün seslerine her gün şahit oluyordu.
Yazın Maturid sıcak olurdu ve düğünler akşamdan sonra açık havada yapılırdı. Önce bütün akraba ve tanıdıklara okuyucular gönderildi ve düğüne davet edildi. Maturid’e medrese arkadaşlarından da gelenler olmuştu. Bir yaz gecesinde evlendi Muhammed. Gökyüzü mehtaplıydı, yıldızlar üzerlerine saçılan inciler gibi parlaktı. Bahçelerden gelen böcek sesleriyle arklardan akan su sesleri ahenkle birbirine eşlik ediyordu. Muhammed Türk âdeti gereği ayağına çizme, üzerine beyaz bir gömlek, beline bir kuşak ve başına da bir börk giyerek davetlilerin huzuruna çıktı. Muhammed’in ününü duymayan kalmamıştı Semerkant bölgesinde. Yine adet gereği herkes sırayla damadın iyi hasletlerini yüksekçe bir yere çıkarak saymakla bitiremiyordu. Mantılar, etli pilavlar, şerbetler, çeşit çeşit meyveler davetlilere ikram edildi. Mollanın nikâhı kıymasıyla tören sona erdi. Evlendikten bir yıl sonra oğlu oldu ve adını Mansur koydu. Bundan sonra hocaları İbnu Muhammed’e “Mansur’un babası” anlamına gelen Ebu Mansur dediler.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top