search
top

aşkabat

Aşkabat’ta Aşkabat’a Taziye

Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’tan bahsetmeyeceğim. Aşkabat, orta ikinci sınıfta okuyan bir öğrencimin ismidir. Daha körpe bir yavruydu o. Kısa boylu, zayıf, soluk benizli, yüzünde elmacık kemikleri çok belirgin, mahcup, çok saygılı bir öğrencimdi Aşkabat. Aşkabat’ın babası öleli tam otuz yedi gün olmuştu. Ameliyat için Türkiye’de bulunduğum zamana rastladığından haberim olmamıştı. Ancak döndükten sonra haberim oldu. Aşkabat’ı gördüğümde kanadı kırılmış yaralı bir kuş gibiydi. Yanıma geldi teselli etmeye çalıştım. Birkaç gün sonra kırkının duası varmış, bana siz de gelir misiniz dedi. Ona geleceğimi söyledim. Çok sevindi, gözlerinin içi ışıldıyordu. Türkmenler cenaze arkasından yedi, kırk, elli iki, yüzüncü gece ve sene-i devriyesinde yemek verirler ve dua okunur. Bunu çok önemserler.
Birkaç gün sonra Aşkabat yanıma gelerek, “Babamın kırkı bugün, geliyorsunuz değil mi?” diye hatırlattı. “Tabiki geliyorum Aşkabat’cığım.” dedim. Evlerini tarif etti ve kendisi gitti. Akşama doğru geleceğimi söylemiştim. Daha önce Muzaffer Bey’e beraber gidelim diye söylemiştim. Muzaffer Bey’in arabasıyla yola çıktık.
Muzaffer Bey, ehli dil bir insandı. Yani gönül insanıydı. Gönüller yapardı, kolay kolay gönül yıkmazdı. Epeyce dolaştıktan sonra kenar bir mahallede Aşkabat’ın evini bulduk. Biraz geç kalmıştık, misafirleri dağılmıştı. Evin önündeki boş alana yere sofralar serilmişti. İki, üç kişi vardı. Genç bir çocuk İhlâs suresini okuyordu. Sonra kısa bir dua ile okumasını tamamladı.
Aşkabat yanımıza geldi oradakilerle bizi tanıştırdı. Biri amcasının oğlu, diğeri ağabeyi, diğer biri de başka bir akrabasıydı. Türkmen âdeti üzere hemen çay geldi. Pilav geldi. Ben de Kur’an okudum sonra dua ettim, daha sonra kalkmak için izin istedik. Fakat Aşkabat, “Annem gelip size teşekkür etmek istiyor.” dedi. Biraz daha bekledik ve annesi geldi.
Annesi, 35-40 yaşlarında ince uzun bir kadın, elinde bir mendil gözlerini siliyordu. Ama ağlamaktan gözleri kurumuştu. Çekingen, ürkek ve mahcup bir şekilde bir iki metre uzaklıkta karşımızda durdu: “Bu çocuğa sahip çıkın, babası Türk mekteplerinde okumasını çok istiyordu. Bundan çok şeyler bekliyordu. Artık bu sizlere emanet.” dedi ve sesinin titremesi ağlamaya dönüşüverdi. Biz de çok etkilendik ve karşılıklı dualarla ayrıldık 19.4.2000.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top