search
top

Ali Murat Daryal

BİR DİN PSİKOLOĞUNUN ARDINDAN

Ali Murat Daryal

Babası Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde subaydı. Sonradan Türkiye’ye gelerek Türk ordusunda görev aldı ve Kurtuluş savaşına katıldı. Ali Murat Daryal 1931’de İstanbul’da doğdu. Öğrenimine İstanbul’da başladı, fakat babasının görevi nedeniyle Ağrı ve Gazi Antep’te devam etti.
1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu.
İslâmî ilimler üzerine özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümünde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’te profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde sözleşmeli olarak çalışmaya devam etti.

Eserleri:
İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psiko-sosyal Açıdan Tahlili, (doktora tezi), 1988; İFAV Yayınları, 1989;
Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri, 1980; İFAV Yayınları, 1994.
Dinî Hayatın Psiko-sosyal Temelleri, İFAV Yayınları, 1994;
Psiko-Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları, Seyran Kitap, 1997.

Anadolu Ajansı

İstanbul’da vefat eden Prof. Dr. Ali Murat Daryal (86), toprağa verildi.

Bir süredir kanser tedavisi gören ve evinde hayatını kaybeden Daryal için ikindi vakti Şakirin Camisinde cenaze töreni düzenlendi.
Daryal’ın cenazesi, burada kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığında defnedildi.
Prof. Dr. Yümni Sezen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Daryal’ın kanser nedeniyle tedavi gördüğünü belirterek, “Aslında son gördüğümde iyiydi, ayaktaydı, 35 yıllık dostumdu. Din psikolojisi hocasıydı. Birlikte çok vakit geçirdik. Marmara İlahiyat Fakültesindeki hocaların birçoğunun hocasıydı. Başımız sağ olsun.” dedi.
Daryal’ın öğrencisi Prof. Dr. Nihat Temel ise “Güzel eserler veren ve birikimini bizlere kadar yansıtan biriydi. Emekli olduktan sonra da çalışmalarını hiç kesmedi. İnandıklarını yaşantısına aksettiren ve inandığı gibi dimdik yaşayan, hiç boyun eğmeyen hocaların hocasıydı. Üzerimizde çok hakkı var.” diye konuştu.

Deli İdi Veli İdi

Kara toprak bugün unutulması zor bir insanı daha bağrına bastı. Ali Murat Daryal’ı!!!
Ali Murat Daryal Hocamın talebesi olma şerefine nail olanlardanım. O da her fani gibi bu dünyadan göçtü. Rabbine iltica etti. Ben onun akademik yönüne değinmeyeceğim. Bu beni aşar. Ali Murat Daryal’ı, Ali Murat Daryal yapan bazı özelliklerine temas etmek istiyorum.
Muhterem Hocamız “İstemez misin ki, dünya onların olsun. Ahiret bizim” diyen bir Peygamber’e layık bir şekilde yaşadı. Maddi imkânlarını ve elindekileri sessiz ve sedasız bir şekilde onları bir baba gibi seven kimsesiz ve yetimlere infak etti. Başkalarından toplayıp verdikleri yardım ve sadakalar, kendi cebinden verdiklerinin yanında devede kulak kalırdı. O hiçbir zaman Ramazan çadırlarında verdikleri birkaç kaşık çorbanın bedelinin katbekat reklam malzemesi yapmanın hesabını yapanlar gibi olmayı düşünmedi.
Dertli ile dertlendi. Kimsesizin kimsesi oldu. Fakirlikten dolayı evlenemeyen gençlere, “İçinizdeki bekârları evlendirin” ayetini göz ardı ederek, “Evlenmek sünnettir.” Hadisini okuyup, onları aşağılayıp rencide eden bazı hacı amcalar gibi olmadı. Yeni evlenen gençlerin evlerini dayattı, döşetti. Yıllarca aynı takım elbiseyi, senelerce aynı paltoyu giydi ama infak ederken aynı eli sıkılığı göstermedi. Bunların reklamını yapmayı ise asla aklına bile getirmedi. Kendisinin cimri olduğunu düşünerek, başkasının paraları ile yardım ettiği dedikodusunu yapan birtakım mahşer günü borçlusunu da arkasından bırakarak terk-i diyar eyledi.
Gönüllü şoförlüğünü yaptığı Gönenli Mehmet Efendi gibi değerli bir hizmet ve maneviyat ehlini, Sabah Namazı vakti arabası ile hizmete götürebilmek için, uyanamam da geç kalırım korkusu ile evine gitmeyip, Yatsı vaktinden sonra arabanın içinde yatarak sabah etmiş biri idi Ali Murat Daryal.
Vaaz verirken de anlattıkları işine gelmediği için de kendine laf atan cemaatten birine de o esnada sövecek kadar da deli idi. Aynı zamanda eski bir talebesi olan, Türkiye’nin en tanınmış yöneticilerinden birinin de cebinden cüzdanını çekip alıp, içindeki paralara el koyup,” Bunu fakirler için alıyorum.” diyerek boş cüzdanı iade edip, yürüyüp giden de bir meczup adamdı, Muhterem Hocamız.
Müslüman toplumun derdi ile her zaman dertlendi. Sevdiğini Allah için sevdi. Kızdığına da Allah için kızdı. İnsanların ne dediğine ve ne düşündüğüne aldırmadan, girdiği ortamları daima neşelendirdi. Çocuk ile çocuk, büyük ile büyük olurdu. Gençlerin sevgilisi idi. Öğrencileri için bir baba gibi idi. Onlarla arkadaş olmayı başaran nadir hocalardandı. Öğrencilerine ödünç vermekten her yerinde vuruk olan eski bir Renault’u vardı hiç unutmam.
Ben şahsen Muhterem Hocamızın bu dünyadan ve bizlerden alacaklı olarak gitmeyi başaranlardan olduğuna şehadet ederim. Bugün kendisini büyük bir elem ve kederle uğrayanlar da bu kanaatimi doğrular nitelikte idi.
Daryal Hoca deli idi. Emin Işık Hocamıza göre “Deliler Padişahı” idi. Çünkü O, deli olunmadan veli olunmayacağını bilenlerdendi.
Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Şerif Bayrak

Ali Murat Daryal Hoca da Hakka Yürüdü

Fakültemiz emekli hocalarından Ali Murat Daryal vefat etmiştir. Kendine has bir kişiliği ve tavrı olan hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum.
Bu vesile ile vaktiyle ilk kez kendisinden duyduğum ve sıcağı sıcağına da akşam evde kayda geçtiğim bir yazımı rahmete vesile olması amacıyla teberrüken yayınlıyorum.

İçimizden Koparılan İyilik

Bugün vakıf genel kurul toplantısı vardı. Harabat ehlinden nice defineler saklı Ali Murat Daryal hoca birkaç hikâye anlattı. Bunlardan birini ben de sizinle paylaşayım istedim.
Bir Arap şeyhi uzun bir yolculuğa çıkmış. Azığını almış ve atıyla çöle dalmış. Bir vahaya varmış ve atından inmiş, elini yüzünü yıkamış, bir ağacın gölgesine oturmuş, hem biraz dinlenmek ve hem de karnını doyurmak istemiş. Bir de bakmış yaşlı bir adam, bir ağaca sırtını dayamış, iki büklüm oturuyor. Çaresizliği her halinden belli. Arap şeyhi azığını çıkarmış ve yemeden önce adama seslenmiş,
-Buyur bey amca, gel beraber karnımızı doyuralım, demiş. Yaşlı adam çok açmış tabiî. Buna rağmen:
-Yok evlat olur mu? Sen buyur? Benim senin azığında ne hakkım olabilir ki? Hem bir kişinin azığı iki kişiyi aç bırakır, demiş. Arap şeyhi:
-Bey amca, biz burada yiyelim, karnımızı doyuralım, sen orada aç kal, bu insanlığa sığar mı? Haydi, gel buyur hele, demiş. Neyse ısrar üzerine yaşlı adam biraz da çekinerek gelmiş ve sofraya oturmuş, azığı beraberce yemişler. Arap şeyhi ihtiyar adamın da yolcu olduğunu öğrenince,
-O zaman buyur bey amca birlikte gidelim. Gel hele sen benim atıma bin, sen yaşlısın, bak yolculuk da seni iyice bitkin hale getirmiş, bu halde nasıl yürüyebileceksin. Bir süre sonra ben yorulduğum zaman da sen inersin, ben binerim, böyle böyle gideceğimiz yere varırız… demiş. Yaşlı adam gene mahcup bir vaziyette
-Olmaz evladım, hiç olur mu? Senin bineğinde benim ne hakkım olabilir? Senin kendi atına binmen varken, hiç yaya yürümen olur mu? Sen bin ve beni kendi kaderime terk et, yolun açık olsun, demiş. Yiğit Arap şeyhi,
-Olur mu be bey amca, insanlık öldü mü? Ben şimdi şu genç ve güçlü halimde atıma binip gideceğim, seni burada ıssız çölde bırakacağım, bu sıcakta bu yolu yaya kat etmene razı olacağım, hiç olacak şey mi, insanlık öldü mü, mürüvvet nerede kaldı. Haydi, ısrarı bırak da ata bin demiş. Adam da binmiş.
Çöl sıcağı, güneş sanki tepelerine inmiş, beyinlerini kaynatıyor, yerden adeta yalım fışkırıyor, uzaklar serap gibi gözüküyormuş. Yaşlı adam önde, yiğit Arap şeyhi arkada düşmüşler yola, çok gitmeden adım adım araları açılmaya başlamış ve sonunda adam atı mahmuzlayarak dörtnala kaçmaya başlamış. Yiğit delikanlı bir süre arkasından koşmuşsa da kesilmiş kalmış ve iki eli yanına düşmüş, çaresiz bir halde durarak yaşlı adamın arkasından şöyle seslenmiş:
-Açtın, çölde azığımı seninle paylaştım. Yanmadım. Yorgun argın ve bitkindin atıma seni bindirdim. Şimdi ise sen atımı aldın kaçıyorsun. Bindiğin atım benim yanımda ne kadar değerliydi, onu sen bilemezsin. Ama ona da yanmadım. Şu çölde azıksız, bineksiz bıraktın beni, ölümün artık beni beklediğini biliyorum. Buna rağmen öleceğime, kurda kuşa yem olacağıma da yanmıyorum. Ama ey ihtiyar bil ki sen giderken, içimde ne kadar güzellik, ne kadar iyilik varsa hepsini söküp beraberinde götürüyorsun, işte ben buna yanıyorum.
İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayanlar bilir. Soğuk ve yağışlı kış günleri, bunaltıcı sıcaklıkta yaz günleri duraklarda bekleyen yığınlarla insanlar, kimi ıslanmış, kimi tir tir titriyor, kiminin elinde ıslanmamak için siper olarak kullanmaya çalıştığı telleri kopuk, yamuk ucuz şemsiyeler, kimi ısınmak için ellerine üflüyor, yerinde sayarak hareket ediyor…, yaz günleri sıcaktan kimi bayılıyor, kimi ayılıyor… manzara böyle iken, önlerinden saniye başına bomboş araçlar geçiyor ama hiç kimse orada bekleyenlere ilgi duymuyor, bekleyenler de zaten umut bağlamıyor.
Neden acaba? Hiç düşündük mü? İçimizde gerçekten iyilik namına ne varsa hepsi sökülüp atıldı mı? Yoksa üç beş kendini bilmez, kendilerine iyilik yapanlara sapladıkları bıçaklarla, sıktıkları kurşunlarla bütün insanlığın içindeki güzellikleri yok etmeyi başarabildiler mi dersiniz?
Eğer öyle olduysa vay insan olarak başımıza gelenlere!

Dua ile! 16.03.2017-GARİBCE

Derviş Dede

Ali Murat hoca, hocalığının yanında aynı zamanda bir gönül adamıydı. Yufka yürekli bir insandı. Hayatın içinden konuşurdu. Prosedürlere pek itibar etmezdi. Hayat hikâyesini bilmiyorum, fakat hayattan çeken kimselerin hep yanında olduğunu biliyorum. Sanki ben yaşadım siz yasamayın der gibi. Hayatın sillesini yemiş kimselerden, ilgilendiği o yetim çocuklardan bahsederken ses telleri birbirine karışır kelimeler boğazında düğümlenirdi.
Birinden bir şey istemek çok zordur. Hoca garib gurabaya yardım için nazının geçtiği bazı kimselerden beş – on lira ara isterdi. Bundan dolayı hocaya bühtan edenler yok değildi.
Bir konferansa götürürken benim çocuklarım var önce onlara uğramam lazım diyerek Ümraniye’de mahalle aralarında dolaşarak bir eve vardığımızda o yavrucakların “dede, dede” diyerek yaşadıkları sevinci gözlemlemek hocanın yetimlerle nasıl hem hal olduğunu anlamaya yeterdi.
Allah rahmet eylesin.

Düşmeye gör şehri İstanbul’da
Ya nezarette, ya karakolda
Açarsın gözünü bir başına,
Kimse bakmaz gözünün yaşına.
İnsanlar mezar taşı kesilir,
Belki “vicdan”ın başı kesilir…
Çarpılırsın giderken düz yolda,
Kimse göremezsin sağda solda,
Bir anda her şey, olur ve biter
Kaşla göz arası çarpar gider.

Bir bu değil İstanbul’un derdi,
Ali Murat “İstanbul zoor” derdi.

İstanbul’u örtünce beyaz kar,
Çorapsız minik ayaklar donar.
Sokaklarda titreyen çocuklar
Niçin çıkarlar ki ufacıklar…
Ali Murat’ın yüreği yanar,
Çünkü onun da yetimleri var.

Hem ehli vicdan, hem ehli gönül,
Yetimleri birer gül o bülbül.
Baksan dışardan gamsız, içi nar,
Yetimcikleri hep arar sorar.

Ensar’dı, fakat kimse bilmezdi,
Sıradan fani, fark edilmezdi,
Bir mazlum duydu mu, hiç gülmezdi
Yetim gördü mü, ahı dinmezdi.

O modern zamanların dervişi,
Davasına hizmetti her işi.
Kimi deli dedi, kimi meczup,
Hesaplaşma gününü unutup.
Her bir âdem şahsına münhasır,
Mizaçları efaline yansır.
O böyle garipçe bir adamdı.
Tanımayanlar onu sığ sandı.

Şimdi yetimleri ne yaparlar
Kimlerin yollarına bakarlar
O derviş dedeleri artık yok
Yavrucaklar yarı aç yarı tok,
Nasıl uyusunlar geceleri,
Kim tıklar isli pencereleri,
Beklerler uzanacak bir eli,
Çıkar mı bir meczup ya da deli!

160317 ekremözbay

O Yaşına Rağmen…

Ali Murat Daryal hocamız da irtihal etti dâr-ı bekaya, Allah rahmet eylesin!
O yaşına rağmen heyecanını kaybetmemiş, nazik, yardımsever, hasbî bir adamdı. Hocalığı zamanında, Fakültenin en dikkat çekici simalarından biriydi, ilginç görüş ve anlatımlarıyla en sevilen hocalarımızdan biriydi, dostane tavırlarıyla.
Guslün psikolojisini derste anlattığı şekilde değil, İbn Arabî’den okuduğum şekilde yazmıştım da ‘yüz’ ünü esirgememişti yine de.
Murat Sülün

Değerli Türk Aydını Mütefekkiri Ve Din Âlimi Prof. Dr. Ali Murat Daryal Hocamız Çok Sevdiği Rabbine Kavuştu

Hocamız, büyüğümüz, dostumuz, arkadaşımız.
O farklı bir insandı. Samimi ve dürüst bir vatan evlâdı, hiçbir çıkar peşinden koşmayan gerçek bir muallim ve müderristi.
Çileli hayata veda edip, ebediyete göçtü. Şaşaasız, şâibesiz, riyasız, mihnetsiz yaşadı ve öylece Sonsuzluğun Rabbine vuslât etti.
“Ölmek istemiyorum!!! ölürsem mezarda kime ne faydam olacak?Nefes aldığım sürece İslam adına bir harf bile öğretsem kardır” demişti…Tanımaktan onur gurur duyduğum Prof.Dr.Ali Murat Daryal Hakk’a yürümüştür…
Rahmetli hocayı ilk defa Mayıs 1991 yılında ‘da İstanbul Bizim Ocak’ta Özel eğitim seminerlerinde tanıdım. Velhasıl hoca, güler yüzlü, nazik, hoş sohbet bir kimse idi. Daha sonraki zamanlarda, hocayı Kültür Ocağı’nda yapılan simitli çaylı sohbetlerde dinleme fırsatı buldum. Ayrıca, din psikolojisi alanındaki çalışmaları da klasik bir ilahiyatçıdan farklıydı. Hayata dair ,dik duruşa dair Müslümanca yaşamaya dair çok güzel öğütleri hala kulaklarımı çınlatıyor.
Bu yıl nasip oldu KOCAV seminerlerinde aynı gün peş peşe dersler verdik. Söyledim Hocam ben sizden 25 yıl önce bu eğitimleri aldım. Söyle bir gülümsedi ve dedi ki demek bizim tohumlar yeşermiş. Hiç bir emek boşa gitmez. Evlat dedi. Ben profesörüm deyince boynuma sarılıp yanaklarımdan öpüp daha kuvvetlice kucakladı.
Ruhu şâd, durağı Cennet, otağı Hamt sancağının gölgesi olsun. Ruhuna Fatiha’lar gönderelim…
Tüm dostlarıma selam , saygı ve dualarımla..,
Önden giden dostlara selam söyle ey Aziz Hocam.

Cemal Zehir

Prof. Dr. Ali Murat Daryal

O da bin yıllıklara karıştı gitti… En az 30 senedir tek falso yapmadı…
Olağan dışı, hâlis, hizmete doymayan, coşkun, taşkın, âlim, fâzıl, yiğit… bir meşrepti.
Fevkalâde ender, fevkalâde vatansever, fevkalâde mümin, fevkalâde hakşinas, fevkalâde fedâkâr, asla arkasına bakmadan meydana atılan bir fedâî, sırtını tereddütsüz dayayabileceğin emin bir dost, nezaketin evc-i bâlâsında bir “kibar”, mahviyyet ve tevâzuu yeniden tanıtacak bir nümûne, adâletsizliğe ömrü boyunca rızâ vermemiş bir zulüm karşıtı…
Hulâsa, er kişi vesselâm…
Allah ilelebet rahmetinde bulundursun.

Sait Başer

Ali Murat Daryal Hocamız

Merhum Hocamız ile 1969’lu yıllarda İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde öğrenci iken Farsça dersimize girince tanışmıştım. Sınıfa büyük bir tevazu ve neşe içinde girer, kendisinden yaşça küçük olan öğrencilerinin koluna girer, ağabey ekiyle hitap ederdi. Aşk ve heyecan dolu, gayretli ve öğretici bir hocamızdı. Farsça ne öğrenmişsem ondan öğrendim. Sâ’dî-i Şîrazî’ni Bostan ve Gülistan’ından bölümler okutarak Farsça’yı bize sevdirdi, okuttuğu farsça şiirler yanında hayat gerçeklerini ve İslam’ın ruhunu bize anlatırdı.
Çile çekmişti, mustaripti. Gündüz hocalık, mesaiden sonra dolmuşçuluk yaptığını ve boş zamanlarını böylece değerlendirdiğini söylerdi. Akrabam olan Rahmetli A. Fikri Yavuz hoca ile dosttu. Onun kendisine verdiği desteği, vesile oldukça söyler, vefa örneği gösterirdi. Rahmetli bir tevazu abidesi idi.
Haber vermeden gitti, çok üzüldük. Bütün saniyelerini ilim, fikir ve hayırlarla dolu dolu geçirdi. Cuma namazlarını genellikle Fakülte camiinde kılardı. Uzakta olduğumuz için, sadece ayda yılda bir İstanbul’a gidince Cuma günleri Fakültenin eski camiinin alt kısmında namazı kıldıktan sonra kendisi ile görüşürdük. Bir defasında Fakültenin bahçesinde sohbet ederken “20 TL.” ver demişti, bu fakir de emri yerine getirdi. Sonra meseleyi açıkladı. Dostlardan topladığı 5 Liralarla fakir insanların ihtiyaçlarına koşuyordu. Biz uzakta olduğumuz için toptan almıştı. Onun bizde ve camiamız üzerinde çok hakkı vardır. Her türlü hakkımız kendisine helal olsun.
Allah makamını cennet kılsın. İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn.

Yunus Vehbi Yavuz

İnnâ Lillâhi ve İnnâ İleyhi Râciûn.

Ali Murat Daryal Hocamız Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
Aziz nâşı bugün ikindi namazı sonrası Üsküdar Karacaahmet Şakirin Camiinden uğurlanacaktır.
Hocamıza rahmet, aile efradına, sevenlerine ve öğrencilerine sabır ve metanet dilerim.

Abdulkadir Sezgin

Farsça Hocamdı

Ali Murat Daryal Hocamızın vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum. Mecaz sanatına sığınarak “iyilik öldü” desem bir şeyler anlatmış olabilirim belki. Her İstanbul Yüks ek İslam Enstitüsü mezunu gibi benim de Farsça hocamdı.
Merhum eğer öfkelenmişse bilirdiniz ki bu kişisel bir durum değil, mutlaka, dine, ülkeye, millete dokunan bir şeye vardır ortada. Sabri Akdeniz Hocamızla yakın arkadaşlığı benim hafızamda özel bir anlam ve yere sahip. “Büyükle büyük, küçükle küçük olmak” onun işiydi. Çeşitli konulara dair farklı kitap ve fikirlere muttali olmamızı hep isterdi bizden.
(Merhum Bekir Topaloğlu hocamı da hatırladım bu fasılda, mekânı cennet olsun.) Derin düşüncelerin, ince dertlerin sahibi idi, bizi de düşünceli ve dertli kılma derdinde idi. Kendisiyle birlikte olma fırsatımız demek olan 1972-1975 yılları arasındaki süre bende bu izlenimleri bırakmıştır. Her iki hocama da Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyorum.

Halil Altuntaş

Ah Mine’l Mevt

Senin için nasıl ah edelim Hocam.. Nasıl üzülelim.. Bir baba, bir hoca, bir dava adamı, bir alim, bir mücahit, bir akıncı, bir büyük idealist/Ülkücü, bir müşevvik, yorulduğumuzda elimizden tutan, arkamızdan iteleyen, Allah yolunun divanesi, Allah’tan başkasına eyvallahı olmayan büyük, büyük kul adam…. Koca gönüllü adam biliyorum Azrail’e bile gülmüşündür… ‘Abi yaaa takma kafana demişindir’…
Değerinin bilinmediğine mi.. Her şeye rağmen kimseye darılmayıp davana hizmete devam edip hepimizi yaya bırakarak doludizgin gidişine mi.. Bizi yetim bırakışına mı..
Neye nasıl ah edelim.. Seni çok özleyeceğiz çook.
Adil Şen

Ali Murat Daryal Hocamızın Vefatı Üzerine

Bir tel daha koptu yahut bizi öteye çeken kuvvetli iplere biri daha eklendi. 40 yıl önce, belki daha fazla Emin Işık hoca “İnsan bir yaşa geldikten sonra büyüklerinin, hocalarının, dostlarının çoğu öte tarafta oluyor” demişti, ben de istiğrab etmiştim. Şimdi biz de bir müddettir öyle olduk, o derse çıktık/düştük.
Sen de benim odamda birkaç defa rastlamış olmalısın Ali Murat Daryal hocaya. Talebeliğimden beri aramız iyidir. Gelir, uğrar, ilk görenleri şaşırtacak şekilde temannalarda bulunur, bir yerleri öper, geçip giderdi. Bir iki hocamın beni ziyaretleri benim onları ziyaretlerimden çok fazladır. Bundan mahcup olur ve sıkılırdım ama samimi olduklarını bildiğim için de doğrusu memnun olurdum.
Her ziyaretinde burs dağıttığı fakirler ve talebeler için de bir şeyler isterdi. 15 gün önce de odaya gelmişti. Kapıyı açtığında odada benim olduğumun farkında değildi, kime tesadüf etse istiyecekti. (Özellikle Salih Tuğ hocadan beş on kuruş koparınca keyifle tekrarladığı ilkesini yüksek sesle söyler gülerdi: Kimden olursa olsun, nerede olursa olsun, ne kadar olursa olsun dileneceksin). Odada beni görünce ve farkedince biraz daha neşelendi, sesine revnak geldi, oturdu, konuştuk. bir müddettir kanser tedavisi gördüğünü önceden biliyordum, dertleşmiştik. Sordum tekrar; oralarda değildi. Her şeye hazırdı ama işine bakıyor, “bu ay çok açığım var” diyerek bir iki muhtaça daha birkaç kuruş topluyordu.
Sağ arka cepi fakirlerin cepiydi. Kendine ait cepler ise umumiyetle boştu. Meczup tarafları vardı, salabet-i diniye sahibiydi. gözü yaşlıydı.
Yetimleri, fakir talebeleri kime bırakıp gitti acaba? Bilenler söylemez, söyleyenler bilmez.
Allah rahmet eylesin. İneceği kabirden rahmet deryaları aksın, “Ene ve kâfilü’l-yetîmi yevme’l-kıyameti hâkezâ” buyuran Efendimiz’in ruhaniyeti onu karşılasın.
Selam ile.
Prof. Dr. İsmail Kara
(Muammer Bayraktutar Hocanın paylaşımından alıntıdır.

Hakka Hakkıyla Yürümek

Hakka hakkıyla yürümek… Asıl mârifet bu!. Tamı tamına altmış beş yıllık bir ulu çınar dostumdu… Peki Cuma günleri benim 5 TL’ lık hayratımı kim benden cebren tahsil edip sahiplerine ulaştıracak?!..

Salih Tuğ

İlahiyat Tarihinin En Neşeli Hocası

Tüm ilahiyat tarihinin en neşeli, en deli, en çılgın, en renkli hocası Hakka yürüdü. Deliliği vasiyet etti mi, kimselere miras bıraktı mı bilinmez mamafih bir güzel miras bıraktı. Her gün okula öğrencisine yeni bir şey, yeni bir bakış kazandırmak, onlara kendi olmayı öğretmek, başkalarının kaderini taklit etmemek, üreterek var olmak, üreterek Müslüman olma bilinci aşılama çabasıyla gelirdi.
Bir deli adam idi, öğrenirken deli, öğretirken deli idi. Selamı kendince alır kendince verirdi. Yaş ve kuşak farkı bilmeden herkese dost olurdu. Tebessümü ve neşesi gök kubbenin hoş sadası idi.
Laboratuvarı tüm cemiyet idi. Her meclise uygun kelamı, her bendeye uygun hitabı vardı. Bezm-i ezelde erenlere yâr olsun, ashaba hemsâye olsun…

Yedi Tepede Bir garip öldü diyeler
Ali Murat Daryal adına telkin vereler
Sîm u zer bıraktı mı bilinmez amma
Mecnunane yaşadı göçtü diyeler…

Mehmet Çelenk

Konferansa Davet Etmiştim
Ali Murat Daryal hocamıza Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. O bize her fırsatta medeniyetimizin büyüklüğünden bahsederdi. Özgüveni sahibi bireyler olarak yetişmemiz için adeta çırpınırdı. Müslümanın şahsiyetini ve onurunu her şeyin üstünde tutardı. Biz O’ndan çok şey öğrendik. O’nunla ilgili anlatacak çok anektod var. Ama beni derinden etkileyen müşfikliği ve mütevazılığıdır.
Tuzla Halil Türkkan İmam Hatip Lisesine konferansa davet etmiştim. İleri yaşına rağmen tereddütsüz geldi. Hocam adres verirseniz gelip sizi alalım. Israrıma rağmen adres vermedi. Kendileri geldi. Hocam konferans öncesi ikramımız var. Akabinde konferansa geçeriz. Ben konferanstan önce hiç bir şey yemem, içmem beni rahatsız eder. Peki konferanstan sonra dedik. Coşkulu bir konferans oldu. Öğrencilerimiz hayretler içinde kaldı. Daryal hocam kan ter içinde kaldı. Öğrenciler tarafından verilen plaketi ve çiçeği başının üstüne koydu. Bir müddet öyle bekledi. Salondan dakikalarca alkışlandı. O da nemli gözlerle izliyordu. Konferanstan sonra bütün ısrarlarımıza rağmen hiçbir şey ikram edemedik. Ben konferanstan sonra bir şey almam rahatsız olurum. Ben gideceğim dedi. Neyse arabaya bindi gidiyoruz. Bir otobüs durağına yaklaşmıştık ki, birden benim kolumu tuttu. Abi dur (öğrencilerine zaman zaman abi derdi) dedi. Hocam hayırdır. Ben toplu taşım otobüsüyle gideceğim. Trafik sıkışık. Dönüşü de var. Senin çoluk çocuğun var. Geç kalırsın. Hocam bunu kabul edemem. Siz benim hocamsınız, özür dilerim ama ben bu hususta sizi dinleyemeyeceğim. Terlisiniz, üşürsünüz, hasta olursunuz bu mümkün değil. Ne kadar ısrar ettiysem de başarılı olamadım. Etraftaki insanlar garip garip bizim halimizi izliyordu. Otobüs geldi Daryal Hoca bindi. Ben bir müddet şaşkınlıktan oracıkta kaldım. Hareket edemedim. Aklım hocamdaydı. Kendimi suçlu hissediyordum. Hiç bir şey ikram edemedim. Yaşına rağmen otobüsle gitti. Bir müddet sonra telefonla aradım. Hocam yolculuk nasıl? Yer bulabildiniz mi? Aklım sizde. Daryal hoca: Abi merak etme.. “Hayatımın en iyi yolculuğunu yapıyorum.” demişti. Allah rahmet eylesin.

İhsan Erkul
Ali Murat Daryal Hocam

Sen de güzel ata binip Mevla-yı zülcelalin huzuruna kavuştun, duam; mekanın mübarek, makamın ali olsun. İlahiyat fakültesinde senden öğrendiğimiz en mühim hususlardan biri Hak bildiğini her zaman ve her yerde söylemek idi.Hala kulaklarımda “tavuk gibi 40 yıl yaşacağına horoz gibi 4 yıl yaşa” sözü çınlamaktadır.
İnsana insan olduğu için değer veren, İslamın ve Müslümanların meseleleri ile daima hemhal olan olan bir hocamız idin. 2009 yılında Cuma namazı sonrası Camii altında beni çevirmiş ve talebelik yıllarımızda fark etmediğimiz ve sonradan öğrendiğimiz faaliyeti için yetimlere yardım talep etmişti. Ardından Haremeyn’i çalıştığımı öğrenince, talebelik yıllarımızda hayranlıkla dinlediğim Ali Murat Hoca gitmiş, yeni ve meraklı bir talebe gelmiş ve 3 saate yakın bana çok sayıda soru sormuştu.
Bu dönemde yaşı 70 i çoktan geçmesine rağmen doğruyu öğrenme aşkı ondan aldığım diğer mütevazi vasıflarındandı.
Biz senin hak ve hayır üzerine olduğunun şahitleri ve dünyada bıraktığın devam eden hayırlarınız.

Mustafa Güler

Hocamızın Nasıl Biri Olduğunu Okuttuğu Öğrencilerinden Dinleyelim Prof. Dr. Ali Murat Daryal hocamız vefat etti?
Kıymetli arkadaşlar, Marmara ilahiyat Fakültemizin koca çınarlarından biri olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal hocamız bugün Hakka yürümüştür. Hocamızın nasıl biri olduğunu okuttuğu öğrencilerinden dinleyelim:
Nişantaşılı ama Anadolulu garipliğinde mütevazi bir hocamızdı. Beykozlu Hacı Osman Efendiden bahsederdi ama sonra da eklerdi, Osman efendi, hocanın üniversite okumasına karşıymış ama ona rağmen okumuş
Hoş espritüel bir hocamızdı. Tarikat ehli(derviş)idi. Kendisinden çok konularda istifade ettik. Kendisinden çok şeyler öğrendik, Sık sık kendisinden alıntılar yaptığım bir hocamızdı. Hoca farklı bir hoca profili çizmişti Sınıfta yerinde duramayan Sadece bilgi aktarmakla yetinmeyip hislerini de canlı bir şekilde olayın içine katardı.
Bazen sınıfta öğrencilere çelme takardı ama sırf öğrenci yediği çelmelerden dolayı düşmemeyi öğrensin diye. Bir gün poşet dolusu hilalli tabaklarla sınıfa gelişi, gariplerden yana duruş sergilemesi vb. farklılıklariyla iz bıraktı. Daryal Hocamız yaşadığı gibi sessizce ebediyete göçtü. İyi bir insan ve iyliksever bir kahramandı. Sessiz kimsesizlerin sesiydi, kimsesiydi.
Daryal hocanın yetimlere baktığını biliyordum, fakat bir özelliğini bugün cenazeden sonra ögrendim. Hoca maaşını aldıktan sonra harçlığını alıp gerisini muhtaçlara dağıtıyormus. Birisine yardım yapmak gerekiyorsa hemen yakaladıklarından ve “haraca bağladıkları”ndan para toplarmış. Emin Işık hoca anlatmıştı; Rahmetli yol kenarında kıvranma numarası yapan kadınları hastahaneye yetiştireyim telaşıyla cüzdanını kaptırmış.
Temiz yürekli bir yiğit hakka yürüdü…
Üniversitedeyken kıymetini bilemediğimiz hocalarımızdandı bir kaç kez okulumuza konferansa gelmiş hiçbir ücret talep etmemişti. Hepimizin başı sağolsun.
Allah sevenlerine sabır ihsan etsin. Allah hocamıza rahmet eylesin, cenneti ile mükafatlandırsın. Mekanı cennet bahçesi olsun. Makamını âli eylesin. Rabbim gani gani Rahmet eylesin. Yüce peygamberimize komşu eylesin.
Amin. inna lillahi ve inna ileyhi raciun. Rabbim rahmet eylesin.

Şenol Saygılı

Sevgili Hocam

Sevgili hocam Ali Murat Daryal, vefatınızı üzüntü ile öğrendim. Bundan böyle size de fatihalar göndereceğiz. İnandığın gibi yaşadın. Ahiret hayatın da yüreğin gibi geniş ve guzelliklerde olsun. Allah yakınlarına sabr-i cemil, seni de cennetiyle
nasiplendirsin.
Güzel insanlar, güzel atlara binip gidiyorlar. Vefatını duyuranlara da teşekkür ediyor, taziyelerimi sunuyorum.
Bizden evvel giden ervaha selam olsun.

İbrahim Altay

Hayatımızda İz Bırakanlar

Ali Murat Daryal hocamız rahmeti Rahmana yürümüştür. Hiç unutmam. Bir gün derse geç kalmıştım-hoş genelde öyle olurdu ya- yerime ge çerken bana çelme takmak istedi kurtuldum. Dur sakın kımıldama diye seslendi. Şaşırmıştım. Kolumdan tutarak sırtımı arkadaşlara döndürdü. İşte bakın yarım mason deyince şaşkınlığım bir kat daha artmıştı.
Yağmurluğumun üzerinde üçgen şeklinde ki kısım üzerinden sembollerin hayatımıza nasıl rücu ettiğini anlattı yarım saat kadar. Hayatımda iz bırakan insanlardandır Ali Murat Daryal hocamız. Rabbim rahmeti ile muamele etsin inşallah.

Abdullah Akbaş

Selamün Aleyküm,

Prof. Dr. Ali Murat Daryal Hoca son yolculuğuna uğurlandı…
Daryal, “İslam’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psiko-sosyal Açıdan Tahlili”, “Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri”, “Dini Hayatın Psiko-sosyal Temelleri”, “Psiko-sosyal açıdan Medeniyetler ve Mesajları” gibi çok sayıda esere imza attı.
Üzerimizde emeği olan şakacı, güler yüzlü Hocamıza Allah Teâla’dan rahmet, İlahiyat Camiasına ve sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ederim. Mekânı Cennet olsun İnşallah. (Ruhuna Fatiha…)

Mehmet Emin Gerger

Nevi Şahsına Münhasır

Ali Murat Hoca nevi şahsına münhasır bir ilim adamıydı. Farklı fikirleri vardı ve bende çarpıcı etkilerde bulunmuştur. Hoca aynı zamanda bir hizmet adamıydı, vakıf insandı.
İlerlemiş yaşına rağmen talebelerle hasbihal etmekten geri durmazdı. Davete icabet ederdi. Fakat en önemlisi (kendi ifadelerine göre) hasta anasına hizmetkardı ve bunu ona eza vermeden, minnet duyurmadan yapardı. Önemli olan güzel insan olmak. Allah gani gani rahmet eylesin.

Ahmet Coşkun

Muhteşem Bir İnsandı

Prof. Dr. Ali Murat DARYAL hocamız ebedi âleme göç eylediği haberini üzüntüyle öğrendim. Hocamıza ALLAH’TAN Rahmet diliyorum. Mekânı Cennet olsun. Ailesine, talebelerine ve tüm sevenlerine Allah Sabr-ı Cemil nasip eylesin.
Rahmetli hocamızı 2002 yılında dinlemek nasip olmuştu. Muhteşem bir insandı. Allah Razı olsun. Rabbim Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’e komşu eylesin.(âmin)
Hocamızın katıldığı bir sahur programının 45. dakikalarını dikkatle dinleyin. Hollanda’daki işkence müzesi hakkındaki konuşmayı dikkatle dinleyin………
Konuşmanın sonuna doğru; Fatih Dersiamlarından (Bugün ki tabirle Profesör) Beykoz’u ve Medine’li olarak tanınan Rahmetli Hacı Osman Efendi’nin (1945 yılında) tavsiyesi ve bu konuda hoca (Prof. Dr. Ali Murat DARYAL) hocamızın arayışı…
”Allah’ın senden Razı olmasını ister misin? Demiş. Öleceğin zaman arkanda kendin gibi on (10) tane Müslüman bırak bu dünyada. Ona göre hayatını programla…!!!
Prof. Dr. Ali Murat DARYAL hocamız ise; ben hâlâ o günden beri bunu hedef kabul ettim ve hâlâ uğraşıyorum. Diyor hocamız bu videoda. Talebelerinden televizyon kanalına mesaj yağmuru başlar…

Serpil Karahan Kamacı

Geldiniz ve Döndünüz mü?

Muhterem Ali Murat Daryal hocam. Geldiniz ve döndünüz mü bu emanet yurdundan. Selam verip önce, ardından elveda mı dediniz yoksa…
Pek çoklarının yaptığı gibi ve her birimizin yapacağı gibi. Oldukça dinç olduğunuz vakitler, sınıftaki koşuşturmalarınız, o bitip tükenmek bilmeyen coşkunuz, heyecanınız daha dün gibi hafızamızda. Sık sık görürdük sizi rahmetli hocamızın yanında. Bizden selam götürün tüm merhum hocalarımıza…

Emine Öğük

Ali Murat Kardeşim

Eh, işte böyle arkadaş. Sen de Allah’a ısmarlamışsın kalanları, Allah’a giderken. Ne güzel, burada ve orada diye göreli sözlerle hep O’nda olduğumuzu anlatmaya çalışmak.
Senin bir kardeşin olarak O’nda olmadığını görmedim arkadaş. Hep Onunla ol, bizim için de dua et. Selam ve sevgilerle Ali Murat Daryal kardeşim…

Mehmet Rami Ayas

Ölüm

Ölüm, hayat akıp giderken severek dinlediğimiz, sohbetlerinden istifade ettiğimiz bir çok şahsiyeti de beraberinde alıp götürüyor. Geçenlerde Nihat Keklik ahirete intikal etmişti. Üç gün önce de Prof. Dr. Ali Murat Daryal Hoca Hakka yürüdü. Önceki gün Karacaahmet’teki Şakirin Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. Allah rahmet eylesin. Hoca şen şakrak, nüktedan ve bilge bir kişiliğe sahipti. Kubbealtı, KOCAV sohbetlerine katılırdı. Kermeslerde düzenlenen çekilişler için görev üstlenir, katılımları sağlardı.
Yıllar önce rahmetli eğitimci yazar Nazik Erik için bir anma toplantısı düzenlemiştik. O toplantının konuşmacılarından biri de Ali Murat Hocaydı. O Bâbıâli Sohbetleri’nde Hoca şöyle demişti: “Nazik Hanım, Horasan Erenlerinden Bacıyân-ı Rum’un son temsilcisidir. Nefes almak gibi hayır yapmaya düşkündür. Onun evi bir dergâhtır. Eli, kapısı, sofrası herkese açıktır.”
İlim öğrenmeyi ve öğretmeyi bir zevk haline getiren, hocalığı şevk içinde yapan Ali Murat Daryal, 1951 yılında İstanbul’da doğdu. Taksim Erkek Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap Fars Filolojisi’ni bitirdi. Aynı üniversitenin İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde bir yıl asistanlık, askerlik dönüşü 3 sene öğretmenlik yaptı. 1965 yılında Yüksek İslam Enstitüsü’nde asistan oldu. 1985 yılına kadar öğretim görevlisi olarak derslere girdi. 1985’te Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde “İslam’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psiko-sosyal Açıdan Tahlili” isimli teziyle doktor, 1989 yılında “Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri” adlı teziyle doçent, “Psiko-sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları” isimli teziyle profesör oldu. 1997’te yaş haddinden emekli oldu ancak 2001’e kadar dışarıdan ders vermeye devam etti.
Ali Murat Hoca’nın “Dilimiz Kültürümüz” başlıklı mühim bir makalesi var. Oradan yapacağımız iktibasta, Hocanın dünya görüşünü ve derinlemesine açılan geniş ufkunu görmek mümkün. İşte o uzun yazıdan birkaç cümle:
“Küçükken köşe kapmaca oynardık. Bu oyunda birbirimizi aldatır ve aldanan kişiye hep beraber gülerdik. Bu bizim milli oyunumuz değildir.”
“Bizim oyunlarımızda ‘yağ satarım / bal satarım / ustam ölmüş ben satarım.” denir. Ustasının adını yaşatıyor. Sosyoloji okurken bize ‘Çırak, usta, patron birbirlerine düşmandır.’ diye öğretirlerdi. Biz Batı’yı maymun gibi taklit ettiğimiz müddetçe hiçbir yere ulaşamayız. Bizim Batı’dan gelen safsatalara ihtiyacımız yok.”
“Küçükken şöyle bir tekerleme söylerdik: ‘Aç kapıyı bezirganbaşı / kapı hakkı / arkamdaki yadigâr olsun.’ Bu tekerleme çocuğun başına hak mefhumunu koyuyor.”
“Bütün dünya edebiyatını araştırın. Bizim dışımızda hiçbir milletin ninni edebiyatı yoktur. Gavur ninni bilmez. Ninni sadece Türk- İslam kültüründe vardır. Bir nağmenin, ilahinin, ninninin nağmesi iz bırakır.”
“Kıyafet önemlidir. Bir milletin bütün değerleri kıyafetinde gizlidir. Bir eşek başka bir eşekle konuşuyor ve diyormuş ki: ‘Bülbül güle âşıkmış. Bu gülde ne var diye ben gidip gülü yedim ve ishal oldum.’ Şimdi sen güle bu şekilde bakarsan olacağı budur. Sen bana Orhan Gazi’nin, Malkoçoğlu’nun giydiği elbiseden ilham alarak bir elbise giydirirsen ben daha farklı olur, zihnimde akına giderim. Amerika’da zenciler erimemiştir çünkü derileri siyah yani elbiseleri farklı. O bakımdan biz ecdadımızın kıyafetinden ilham alarak giyinmediğimiz müddetçe çocuklarımızı eğitemeyiz.”
Bugün mimari Hıristiyanlaşmıştır. Bunlar kasıtlı yapılıyor. Bakın, Süleymaniye’ye gelen bütün yollar kapalıdır. Süleymaniye’de bir hastane yapmışlar ve caminin görünmesini engellemişlerdir.”
“İslam mimarisinde evler yatıktır. Balkon yoktur, cumba vardır. Evler o mahallenin camisinden yüksek yapılmazdı. O yüzden eski İstanbul’da sadece minareler görünürdü.”
“İslam’da musikiye gelince; Türk müziği tek seslidir çünkü biz tek Allah’a inanırız. Gavurunki çok seslidir. Bizim ecdadımız gavur musikisine ‘kaba saz’, bizimkine ‘ince saz’ demiştir. Batı müziği istilacı ve emperyalist bir müziktir, notalar üzerinize hücum eder. Tramway, otobüs gelir gibi. Türk müziği konserlerinde seyirciler genelde ağlarlar ama Batılıların Batı müziğini dinlerken yüzleri gergindir. Türk müziği, seyircileri alıp arşa yükseltir. Bir gavur, Türk müziğini dinledikten sonra ‘Efendi müzik, bunu yapanlar barbar olamaz.’ demiştir. Bir gavur Süleymaniye’yi görünce ‘Bu mimarinin bir musikisi de olmalı.’ demiştir.”
Kabri nur, mekânı cennet, makamı âli olsun Hocanın. Vefatından sonra onu tanıyan üç yakınının duygu ve düşünceleriyle yazımıza son verelim:
Hakan Çelik: “Allah rahmet eylesin. İlahiyat Camii’nin altında epey bir sohbetini dinlemiştim. Hele kurban kesmenin psikososyal temelleri konusundki görüşleri, kültür sömürgeciliği üzerindeki görüşleri müthişti.”
Osman Kibar: “Allah yerini yüceltsin gerçek ve cesur bir ilim adamıydı. özellikle ‘Müslüman ve zaman’ üzerine sohbetinden pek müstefid olmuş idim.”
Yunus Vehbi Yavuz: “Aşk ve heyecan dolu, gayretli ve öğretici bir hocamızdı. Farsça ne öğrenmişsem ondan öğrendim. Sâdî-i Şîrazî’nin Bostan ve Gülistan’ından bölümler okutarak Farsçayı bize sevdirdi, okuttuğu Farsça şiirler yanında hayat gerçeklerini ve İslam’ın ruhunu bize anlatırdı. Çile çekmişti, mustaripti. Vefa örneği, tevazu abidesiydi. Bütün saniyelerini ilim, fikir ve hayırlarla dolu dolu geçirdi. Bir görüşmemizde ‘20 TL. ver’ demişti, bu fakir de emri yerine getirdi. Sonra meseleyi açıkladı. Dostlardan topladığı paralarla fakir insanların ihtiyaçlarına koşuyordu. Bizde ve camiamız üzerinde çok hakkı vardır.”

Mehmet Nuri Yardım

Bu Dünyadan Bir Ali Murat Daryal Hoca Geçti

Bendeniz İlahiyat Fakültesini bitirdim. Bu okula başlamam hasbelkader, bitirmem ise belli bir bilinç üzere olmuştur. Tercihlerimin beni sürüklediği bir ortamdı İlahiyat ortamı.
Ne ısındım ne de üşüdüm İlahiyat Fakültesinde. Kafama yatmayan tarafları olsa da bu yadırgama duygumu geliştiren ortama alışmıştım. Hatta yazdığım şiirleri besleyen bir şeyler bulmuştum bu fakültede.
Söz gelimi Anadolu’nun farklı coğrafyalarından gelmiş kıt kanaat imkânlarla okumaya çalışan gençlere Tasavvuf derslerinde bir lokma bir hırka üzere nefis terbiyesi telkin edilmesi hiçbir yerde bulunmaz bir ironiydi. Tasavvuf hocası giyim kuşamı ve kullandığı arabasıyla varsıl biri olduğu hemen fark edilen biri olmasaydı belki bu telkinleri bir yere yerleştirmek mümkün olabilirdi.
Öğle yemeğini bir parça ekmekle geçiştiren öğrencilere ‘kıllet-i taam’ (az yemek) telkininde bulunmak en hafif tabiriyle şaşkınlıktan insana şiir yazdırır. İlahiyat Fakültesini sebat edip bitirme azmi veren, bana bu okulu sevdiren özellikle iki hocayı anmalıyım.
Dersime giren bu hocalardan biri 2008 yılında aramızdan ayrılan Türk-İslam Edebiyatı hocası Prof. Dr. Necla Pekolocay ve geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz Din Psikolojisi hocası Prof. Dr. Ali Murat Daryal’dir.
Ali Murat Daryal Hoca’yı Marmara İlahiyat Fakültesi kapısından giren herkes tanır. Etkilemediği öğrenci yok gibidir.
Bana da İlahiyat’ı sevdiren bu güzel insandır. Harbi, sıra dışı, dobra ve bir o kadar da ince ruhlu kişiliğe sahipti.
Dar alana sıkışmış, cemaatlerin kıskacında bunalmış öğrencileri silkeler ve kendilerine gelmesini sağlardı. Din Psikolojisi dersini onun kadar hayata dönük örneklerle canlı bir şekilde anlatan birini daha görmedim. Ceketini omzuna alarak teatral bir şekilde ders anlatışıyla öğrencilerin zihinlerinde derin izler bırakırdı.
Dersin tam ortasında başka sınıflardan bir öğrenci içeri girip rahatça ondan arabasının anahtarını isteyebilirdi. Ali Murat Hoca’nın eski küskü bir Renault marka arabası vardı. Bu arabayı hocanın kullanmadığı zamanlarda izin alarak öğrenciler rahatlıkla kullanırdı.
Eğitimcinin, özellikle din eğitimcisinin nasıl olması gerektiği ile ilgili çok somut bir örnekti Ali Murat Daryal. Namazın, Orucun, Abdestin, Günah işlemenin, fal bakmanın, kurban kesmenin de bir psikolojisi olduğunu ondan öğrendik.
Hoca ‘Psiko-Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları’, ‘Dini Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri’, ‘İslam’ın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko-Sosyal Açıdan Tahlili’, ‘İslam’ın Değerleri ve Yorumları’, ‘Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri’ gibi çok önemli ve esaslı eserlere imza atmıştır.
Bu eserler düşüncenin kör noktalarını vuzuha kavuşturan bir niteliği haizdir. Marmara İlahiyat Fakültesi öğrencilerine özgüven aşılayan, Müslüman izzeti ve gururunu her daim diri tutmaları yönünde duyarlı olma çağrısı yapan Prof. Daryal Hoca’nın eksikliği her zaman hissedilecektir.
Biz ondan hep iyilik gördük, biz onu hep iyi gördük, biz onu hep iyi biliriz. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

Hüseyin Akın

Ali Murat Daryal Hoca’yı Hayırla Yâd Etmek

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nün İlahiyat Fakültesine dönüştürülerek Marmara Üniversitesi’ne bağlandığı 1982 güzünde yeni fakültenin ilk öğrencileri olarak intisap ettiğimiz okulda kendilerinden ders aldığımız çok kıymetli hocalar arasında nev’i şahsına münhasır, diğer ağır hocalardan çok farklı bir kişilik olarak tanıdık Ali Murat Daryal Hoca’yı.
1931 yılında İstanbul’da doğan Daryal Hoca 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler alanında özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümü’nde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’ne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’de profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof. Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde sözleşmeli öğretim üyesi olarak derslerine devam etti.
Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri, İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili, Dinî Hayatın Psikososyal Temelleri, Psikososyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları gibi son derece özgün eserlere imza atan Daryal Hoca, özellikle Din Sosyolojisi dersinde bize muhteşem ufuklar açmıştı.
İlkokuldan doktoraya kadar bütün bir örgün eğitim hayatım boyunca derslerinde kalem ve kâğıt kullanmayı yasaklayan tek hoca Daryal Hoca olmuştur. “Not tutmayın, beni dikkatle dinleyin!” derdi. Bütün benliğiyle yoğunlaşarak anlattığı konuyu, beden dilini, karatahtayı ve sahneyi büyük bir başarıyla kullanarak öğrencinin zihnine kazırdı. Aradan geçen otuz dört yıla rağmen tek satır not tutmadığım derslerinde Ali Murat Hoca’nın anlattıkları taptaze zihnimdedir. Zira, uzun ve meşakkatli bir tefekkürün ürünü oldukları ilk andan itibaren anlaşılan son derece özgün yaklaşımlarını anladığımızdan emin olmadan konuyu kapatmazdı.
Odun kırarken sıçrayan bir parçadan gözünün yaralanışı gibi acıklı hatıralarını, öğrencilerine büyük bir samimiyetle sarılıp “abicim” diye hitap edişini, emekli olduktan sonra da davet edildiği her gönüllü kuruluşa ve televizyon kanalına giderek keşfettiği sosyal hakikatleri büyük bir iştiyakla anlatışını, profesör unvanına asla itibar etmeyip gerçek bir zahit gibi hayat sürüşünü unutamam.
Yetim ve gariplere kol kanat germek için çırpınışına bizzat ben de şahit olmuştum. Kafkas Vakfı’nın başkanlığını yürüttüğüm yıllarda benim orada olduğumu da bilmeden İstanbul Fatih’teki vakıf merkezine gelerek zekâtını o zamanlar devam etmekte olan Rus-Çeçen savaşında şehid düşen mücahitlerin yetimlerine ulaştırılmak üzere emanet etmişti. Azeri asıllı Daryal Hoca’nın kalbi sadece ırkdaşları ve dindaşları için değil bütün insanlığın selameti için çarpıyordu. Rabbim taksiratını bağışlasın, hasenatını en güzeliyle ödüllendirsin.

“DOĞRUSU BİZ ALLAH’A AİTİZ VE SONUNDA YİNE O’NA DÖNECEĞİZ”
Vefat haberini defnedildikten sonra almaktan ve cenaze namazına iştirak edememekten dolayı üzüldüğüm Ali Murat Daryal Hoca’nın ebedi hayata uğurlanması da geçici hayatı gibi garibane oldu. Cenazesi dostlarına, arkadaşlarına ve öğrencilerine zamanında duyurulamadı. 15 Mart 2017 tarihinde kansere yenik düşerek teslim-i ruh eyleyen Daryal Hoca, 16 Mart Perşembe günü defnedildi.
Defin haberini cenazesinden bir gün aldığımda önce inananların en büyük teselli kaynağı olan şu âyet-i kerimeyi okudum sessizce:
“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn: Doğrusu biz Allah’a aitiz ve sonunda yine O’na döneceğiz.” (Bakara 2:156). Ardından, Son Nebi’nin (aleyhisselam) şu hadislerini hatırladım:
“Kun fi’d-dunyâ keenneke ğarîbun ew âbiru sebîl…: Dünyada bir garip ya da yolcu gibi ol…” “Fe tûbâ li’l-ğurebâ’: Ne mutlu gariplere!”
Nihayet Yunus Emre’nin şu meşhur dörtlüğü döküldü ağzımdan:
“Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin…”

İYİLİĞİNE ŞAHİTLİK EDİLMEK VE HAK HELALLİĞİNE MAZHAR OLMAK
İnterneti tarayıp merhum Daryal Hocamız hakkında malumat toplamak istediğimde karşıma çıkan ve meslektaşları ile öğrencilerinin kaleme aldığı yazı ve yorumları özetle paylaşarak hüsn-i şehadetlerine sizleri de ortak etmek isterim:
“Bir tel daha koptu yahut bizi öteye çeken kuvvetli iplere biri daha eklendi. Ali Murat hocayla talebeliğimden beri aramız iyidir. Gelir, uğrar, ilk görenleri şaşırtacak şekilde temennalarda bulunurdu. Her ziyaretinde burs dağıttığı fakirler ve talebeler için de bir şeyler isterdi. 15 gün önce de odaya gelmişti. Kapıyı açtığında odada benim olduğumun farkında değildi, kime tesadüf etse isteyecekti. Odada beni görünce ve fark edince biraz daha neşelendi, sesine revnak geldi, oturdu, konuştuk. Bir müddettir kanser tedavisi gördüğünü önceden biliyordum, dertleşmiştik. Sordum tekrar; oralarda değildi. Her şeye hazırdı ama işine bakıyor, “bu ay çok açığım var” diyerek bir iki muhtaca daha birkaç kuruş topluyordu.
Sağ arka cebi fakirlerin cebiydi. Kendine ait cepler ise umumiyetle boştu. Meczup tarafları vardı, salabet-i diniye sahibiydi. Gözü yaşlıydı. Yetimleri, fakir talebeleri kime bırakıp gitti acaba? Bilenler söylemez, söyleyenler bilmez. Allah rahmet eylesin. İneceği kabirden rahmet deryaları aksın. “Ene we kâfilü’l-yetîmi yewme’l-kıyâmeti hâkezâ; Ben ve yetime kol kanat geren kimse cennette böyle (yan yana) olacağız.” buyuran Efendimiz’in ruhaniyeti onu karşılasın.” (Prof. Dr. İsmail Kara).
“Daryal Hoca kanser nedeniyle tedavi görüyordu. Aslında son gördüğümde iyiydi, ayaktaydı. 35 yıllık dostumdu. Din psikolojisi hocasıydı. Birlikte çok vakit geçirdik. Marmara İlahiyat Fakültesi’ndeki hocaların birçoğunun hocasıydı. Başımız sağ olsun.” (Prof. Dr. Yümni Sezen).
“Güzel eserler veren ve birikimini bizlere kadar yansıtan biriydi. Emekli olduktan sonra da çalışmalarını hiç kesmedi. İnandıklarını yaşantısına aksettiren ve inandığı gibi dimdik yaşayan, hiç boyun eğmeyen, hocaların hocasıydı. Üzerimizde çok hakkı var.” (Prof. Dr. Nihat Temel).
“Aşk ve heyecan dolu, gayretli ve öğretici bir hocamızdı. Farsça ne öğrenmişsem ondan öğrendim. Sâdî-i Şîrazî’nin Bostan ve Gülistan’ından bölümler okutarak Farsçayı bize sevdirdi. Okuttuğu Farsça şiirler yanında bize hayatın gerçeklerini ve İslam’ın ruhunu anlatırdı. Çile çekmişti, muztaripti. Vefa örneği, tevazu abidesiydi. Bütün saniyelerini ilim, fikir ve hayırlarla dolu dolu geçirdi. Bir görüşmemizde “20 TL ver” demiş, bu fakir de emri yerine getirmişti. Sonra meseleyi açıkladı. Dostlardan topladığı paralarla fakir insanların ihtiyaçlarına koşuyordu. Bizde ve camiamız üzerinde çok hakkı vardır.” (Yunus Vehbi Yavuz).
“Öğrencilik yıllarında yaşadığı sıkıntıları zaman zaman anlatırdı bizlere. Anlattıklarıyla idealize olur ve imkânsızlıklarımızı unuturduk. Hele öğrencilik yıllarında geceleri kamyonet şoförlüğü yaparken direksiyon başında donduğunu ve gözünü hastanede açtığını, fikirleri hocasıyla uyuşmadığı için okuduğu bölümden defalarca atıldığını ve her defasında azimle çalışarak aynı bölüme yeniden girdiğini hiç unutamam. Rabbim makamını cennet eylesin.” (Sabri Yayan).

EROL ERDOĞAN: ALİ MURAT DARYAL’I UĞURLARKEN

“Size güzel bir adamdan bahsedeceğim. 1990’lı yıllar. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrenciyim. 12 Eylül darbesi ile 28 Şubat darbesinin arasındaki yıllardayız. 12 Eylül darbesinin siyasi hâkimiyeti sona ermiş olsa da alışkanlıkları her alanda kendini gösteriyor. Henüz pek özgür değiliz. Gençlik damarımıza dur demeye çalışan çok. Üniversitelerde öğrenci faaliyetlerine yavaş yavaş müsaade ediliyor. Öyle her etkinliğe müsaade yok. Arkadaşlarımızla kurduğumuz okulun ikinci öğrenci kulübü olan Nida Kültür ve Araştırma Kulübünde faaliyetler yapmaya çalışıyoruz. İsmail Kıllıoğlu Hocamız danışmanlığımızı yapıyor. Raşit Küçük ve Nedim Urhan hocalarımız her zaman destekçilerimiz. Endülüs Günleri, Cahit Zarifoğlu’nu Anma Haftası, Bosna’ya Yardım Kampanyası gibi pek çok organizasyonu başarmanın motivasyonu ile yeni işlere girişiyoruz…
Bir ara, o zaman Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ı okula davet etmek istiyoruz. İmkânsız gibi bir şey; vazgeçiyoruz… Aklımıza RP Lideri Necmettin Erbakan’ı okula davet etmek geliyor. Heyecanlanıyoruz. Hemen afişimizi hazırlayıp ilgili dekan yardımcısına teslim ediyoruz. Afiş imzalanırsa etkinliğe onay çıkmış olacak. Günler geçiyor, imza yok. Okula pek çok siyasi isim gelip gidiyor bu arada. Dekanlığa gelip gidiyoruz, imza yok. “Neden?” diye soruyoruz. “Kem küm” deniliyor, imza yok. Bir gerilim yaşıyoruz ve imza atılıyor. Erbakan Hoca okula geliyor. Öğrenciler bağrına basıyor. Koca salon hınca hınç doluyor. Müthiş günler gerçekten.
Ali Murat Daryal’ı öyle günlerde tanıdım. Siyasi çizgi olarak bizimle değildi ama bunu hissettirmez, sorun etmezdi. Bu yönüyle pek çok hocadan ayrılırdı. Selçuk Eraydın ve Emin Işık hocalar da öyleydiler. Onlar için öğrenci emeği kıymetliydi. Ali Murat Daryal Hoca başkaydı tabii. Öğrenci ve insan dostuydu. İletişim kurmak, tebessüm etmek, moral vermek, farklı olanı anlamak ahlakıydı. Davet ettiğimizde etkinliklerimize koşarak gelirdi. Yolda karşılaştığımızda hal-hatır sorardı. Gözlerinde hep bir yaşam sevinci, dostluk ışıltısı olurdu. Şakalaşmayı ve espriyi severdi; sevdiklerine takılırdı. Derslerde zaman zaman şişmanlığıma atıf yaparak “Bak Erol, ben Beşiktaş sahilinde oturuyorum. Boğazda denize girip de taşırma” derdi. Gülüşürdük. Ali Murat Daryal Hoca’dan ben şunu öğrenmiştim: İnsanın dili, aşireti, ülkesi, milleti, partisi, tarafı farklı olabilir ama insanlık başkadır. Muhalifin de olsa muhatabın erdemli ise onu tut, onunla dost ol, onu sev, ona değer ver.
O yıllarda “Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri” kitabını okuyunca daha çok sevmiştim hocayı. Olaylara sosyoloji ve psikoloji refleksiyle de bakmamızı önerenöğreten bir kitaptı… Hocamıza rahmet diliyorum, mekânı cennet olsun. Bir Fatiha okuyun lütfen.” (Yeni Birlik, 18.03.2017).

Mehmet Nuri Yardım: Ali Murat Daryal Hoca

“Ölüm, hayat akıp giderken severek dinlediğimiz, sohbetlerinden istifade ettiğimiz birçok şahsiyeti de beraberinde alıp götürüyor. Geçenlerde Nihat Keklik ahirete intikal etmişti.
Üç gün önce de Prof. Dr. Ali Murat Daryal Hoca Hakk’a yürüdü. Allah rahmet eylesin. Hoca şen şakrak, nüktedan ve bilge bir kişiliğe sahipti. Kermeslerde düzenlenen çekilişler için görev üstlenir, katılımı sağlardı.
İlim öğrenmeyi ve öğretmeyi bir zevk haline getiren, hocalığı şevk içinde yapan Ali Murat Hoca’nın “Dilimiz Kültürümüz” başlıklı mühim bir makalesi var. Oradan yapacağımız iktibasta, Hoca’nın dünya görüşünü ve derinlemesine açılan geniş ufkunu görmek mümkün. İşte o uzun yazıdan birkaç cümle:
“Küçükken köşe kapmaca oynardık. Bu oyunda birbirimizi aldatır ve aldanan kişiye hep beraber gülerdik. Bu bizim millî oyunumuz değildir!… Bizim oyunlarımızda ‘Yağ satarım, bal satarım, ustam ölmüş ben satarım’ denir. Ustasının adını yaşatır. Sosyoloji okurken bize ‘Çırak, usta, patron birbirlerine düşmandır’ diye öğretirlerdi. Biz Batı’yı maymun gibi taklit ettiğimiz müddetçe hiçbir yere ulaşamayız. Bizim Batı’dan gelen safsatalara ihtiyacımız yok… Küçükken şöyle bir tekerleme söylerdik: ‘Aç kapıyı bezirganbaşı, kapı hakkı, arkamdaki yadigâr olsun.’ Bu tekerleme çocuğun kafasına hak mefhumunu yerleştiriyor…
Bugün mimari Hıristiyanlaşmıştır. Bunlar kasıtlı yapılıyor. Bakın, Süleymaniye’ye gelen bütün yollar kapalıdır. Süleymaniye’de bir hastane yapmışlar ve caminin görünmesini engellemişlerdir… İslam mimarisinde evler yatıktır. Balkon yoktur, cumba vardır. Evler o mahallenin camisinden yüksek yapılmazdı. O yüzden eski İstanbul’da sadece minareler görünürdü…
Batı müziği istilacı ve emperyalist bir müziktir, notalar üzerinize hücum eder. Tramvay, otobüs gelir gibi. Türk müziği konserlerinde seyirciler genelde ağlarlar ama Batılıların Batı müziğini dinlerken yüzleri gergindir. Türk müziği, seyircileri alıp arşa yükseltir…” Kabri nur, mekânı cennet, makamı âli olsun
Daryal Hoca’nın.” (Milat, 18.03.2017).
Fethi Güngör

Ali Murat Azerbaycan’ın Laçın Rayonunun Təzəkənd Kəndindəndir

Azərbaycanın ilk hərbi naziri Doktor Xosrov bəy Sultanovun mühacirət həyatı haqqında yeni məlumatlar əldə etmək üçün araşdırma apararkən 1933-cü ilə aid iki sənədlə tanış oldum. Sənədlərdən biri Doktor Xosrov bəyin yazdığı resept, digəri isə rus dilində Firudin adlı bir şəxsə yazdığı qeyd idi. Qeyddə yazılır: “Əzizim Firudin! Tərəddüdsüz bu gün saat 5-də 10 dəqiqəlik yanıma gəl. Vacib işim var!”
Qeydin rus dilində yazılması Firudin adlı şəxsin Azərbaycan mühacirlərindən biri olmasından xəbər verirdi. Heç şübhəsiz ilk ağıla gələn Xosrov bəyin Qarabağın General Qubernatoru vəzifəsində çalışdığı zaman köməkçisi olmuş, Azərbaycan Cümhuriyyəti ordusunun zabiti Firudin bəy Daryal oldu. Laçın rayonunun Təzəkənd kəndindən olan Firudin bəy, Azərbaycan Cümhuriyyətinin süqutundan sonra Türkiyəyə mühacirət etmiş minlərlə azərbaycanlıdan biridir. Əsl adı Fərman olan Firudin bəy, mühacirətdə olarkən təhlükəsizliyi üçün adını dəyişərək qardaşının adını götürür. Kəndlərində olan “dar yalı”adlı ərazinin adını isə soyad kimi götürür. Firudin bəy Daryal mühacirətdə olarkən Azərbaycan Cümhuriyyətinin ordusunun zabitləriylə bərabər Qurtuluş savaşına qatılır. Qısa bir zamanda igdliyiylə ad-san qazanaraq sonrakı illərdə “ordu generalı” rütbəsinədək yüksəlir.
Firudin bəy Daryal haqqında internetdə kiçik bir araşdırma apararkən məlum oldu ki, bir çox mühacirlərimiz kimi Firudin bəy haqqında da araşdırmaçı jurnalist Qoşqar Salmanlının yazdığı məqalədən başqa ciddi bir araşdırma aparılmayıb. Bəlkə də hansısa tarixçimiz bu barədə araşdırma aparıb, lakin Xosrov bəy Sultanovun məzarının indiyə qədər harda olduğunu bilib ictimaiyyətə açıqlama verməyi lüzum bilmədikləri kimi, Firudin bəy haqqında da məlumat verməyi lüzum bilmirlər!
Laçın rayonunun Təzəkənd kəndindən olan Arif Feyzullayevdən, Firudin bəy Daryalın 1985-ci ildə əmisi nəvəsi Səlim Səlimbəyliylə telefonla danışdığı, 1989-cu ildə vəfat etdiyi və atası Alı kişinin adını verdiyi oğlunun Türkiyədə Universitetlərin birində işlədiyini eşitmişdim. İnternetdə biraz araşdırma apardıqdan sonra məlum oldu ki, Firudin bəy Daryalın oğlu Türkiyənin tanınmış İlahiyyatçı alimlərindən biri, müxtəlif televiziya proqramlarında dəfələrlə çıxışlarını izlədiyim Əli Murad Daryaldır.
İlahiyyat elmləri doktoru, Professor Əli Murad Daryal 1931-ci ildə İstanbul şəhərində anadan olub. Orta təhsilinə İstanbulda “Taksim oğlanlar liseyi”ndə başlamışdır. Təhsilini bir müddət atasının görəvi səbəbiylə Ağrı və Qaziantəp şəhərlərində davam etdirmiş, 1950-ci ildə İstanbulda tamamlamışdır.
1959-cu ildə İstanbul Universiteti Ədəbiyyat Fakültəsi ərəb-fars Filologoyası Bölümündən məzun olmuşdur. Bir müddət orta məktəblərdə din dərsi və Yüksək İslam İnstitutunda psixologiyadan dərs demişdir. Daha sonra təhsilini davam etdirərək İstanbul Universitenin Psixologiya Bölümünü bitirmişdir. İstanbul Universiteti Ədəbiyyat Əslən Laçından olan Türkiyənin məşhur İlahiyyatçı alimi Əli Murad DaryalFakültəsi İslam Araşdırmaları Bölümündə asistant və orta dərəcəli məktəblərdə din bilgisi müəllimliyi etdikdən sonra, 1966-cı ildə İstanbul Yüksək İslam İnstitutunda dərs deməyə başlamışdır. 1988-ci ildə doktorluq dissertasiyasını tamamlayan Əli Murad Daryal 1998-ci ildə professor olur. 1998-ci ildən etibarən “Mərmərə Üniversiteti İlahiyyat Fakültəsi”ndə çalışmışdır. Bir çox əsərlərin müəllifidir.
Məqaləni hazırlayarkən öyrəndim ki, 1989-cu ildə vəfat edən atası Firudin bəy Daryala bir daha Laçını görmək qismət olmasa da, Əlimurad Daryal 1991-ci ildə Laçına səfər etmiş, ata yurdu Təzəkənd kəndini ziyarət edərək qohum-əqrəbasıyla görüşmüşdür. Hazırda təqaüddə olan Əlimurad Daryal, İstanbul şəhərində yaşayır.
Orxan Cəbrayıl

Kitap sızlar

Ey genç yaşlı, oğullar kızlar,
Arılar çiçek çiçek vızlar.
Böyle nereye gidersiniz
Ahvalinize kitap sızlar.
**
Uzanacak bir el bekleyen
Sevene doğru emekleyen
Bilgiye bilgisin ekleyen
Boynunu bükmüş kitap sızlar.
**

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top