search
top

Âh yar âh

AH YAR AH
Hayatımı kararttın, yaşama arzumu bitirdin, ne zaman yüzümü güldürdün, işte beni öldürdün diye söyleniyordu, Sülemen (Süleyman) emmi. Ne intizarlar ediyordu. Bedduaların bini birden dökülüyordu dudaklarından. Sülemen’in öyle dokunaklı yakarışı vardı ki duyanların içine burgu gibi işliyor ve gözleri nemleniyordu. Ben sana nettin neyledim, sana bir garaz mı eyledim, ne zararım dokundu da bana bunu yaptın. Ulan yar, param parça, un ufak olasın. Allah’ından bulasın, hiç Allah’tan korkmaz mısın diyerek adeta inliyordu.
Sülemen Torosların eteğinde küçük bir dağ köyünde üç beş hayvanıyla geçinip gidiyordu. Her konuşmasında içli içli yardan bahsederdi. Yar deyince göz bebekleri büyür, nefes alışı değişir ve bir titreme alırdı ellerini. Zararsız bir adamdı. Hayvanlarını her gün İnekçi Kayası etrafında otlatır, gün batımıyla evine dönerdi. Bir öküz, bir inek, üç de koyunu yalnız kalan Sülemen’e meşgale olarak fazlaydı bile. Misafir sever, hoş sohbetti. Köylüler alışmıştı Sülemen’in “ah yar ah” diyerek inlemesine. Onun için pek de kale almıyorlardı bu feryadını.
Bir gün Gıdış Memmed’in oğlu Ali, köy yolunda Sülemen emmiyle karşılaştı. Selam, kelam, hoş beşten sonra Sülemen emmi yine “ah yar ah” diye inledi. Ali Sülemen emminin içten ah çekişinden öyle etkilenmişti ki sevdiği kıza bir türlü açılamadığından için için yanıyor ve o ahı sanki kendi çekiyordu. Bu ahın hikâyesini hep merak etmiş ve sormak istemişti, fakat bir türlü yolunu bulamamıştı. Çünkü böyle gönül işleri köyde sır gibi saklanırdı. Öyle ulu orta yerlerde konuşulmazdı. Güneş tepelerden süzülürken Ali’yi bir hüzün sarmıştı. Çünkü Ali Zeynep’i uzaktan da olsa günde bir kez görüyor ve o yetiyordu. Fakat o gün hiç görememişti. Günün bitişi Ali’yi son derece hüzünlendiriyordu. Çünkü Ali’nin o gün artık Zeynep’i görme şansı kalmamıştı. Sülemen’in ah yar ah diye inlemesi onun hüznünü bir kat daha artırıyordu. Yar sesini duyduğunda Ali’nin aklına Zeynep geliyordu. O arada bir çift üveyik altında oturdukları çınarın dalına kondu. Üveyikler akşamüstü yuvalarına dönüyordu. Kuşların beraberliği dahi Ali’nin aşkını ateşliyordu. Tam zamanıdır diye düşündü Ali, Sülemen emmiye kuşları göstererek “bak şu kuşlar birbirini ne seviyor ki hiç ayrılmıyorlar” dedi. Sülemen emmi oralı bile olmadı. Ali, Sülemen’i kendi yerine koyuyor ve gençliğinde nasıl büyük bir aşk yaşamıştır da bu yaşına rağmen hala onu unutamıyor, acaba benim sonum da mı böyle olacak diye içinden tereddütler geçiriyordu. Belki kuşlarla konuya bir giriş yaparım da şu aşk hikâyesini dinlerim diye düşünmüştü, fakat olmadı.
Ali bir dert ortağı bulduğunu sanıyor ve Sülemen emminin derdini dinlese kendi de anlatmaya başlayacak ve rahatlayacaktı. Sülemen emmi bu yaşta âşık olamaz, bu olsa olsa gençliğindeki aşkı ya yüz vermedi ya da yüz üstü bıraktı, Sülemen emmi onun için inliyor diye fikir yürüttü. Sonunda direkt sormaya karar verdi.
– Sülemen emmi, çok mu seviyordun onu, adı neydi? diye soruverdi. Sülemen emmi şaşkınlık içinde,
-Kimi sevmişim, kimin adı ne, sen ne diyorsun?
-Hani hep “ah yar ah” diye diye feryat ediyorsun ya. Ne yaptı sana da unutamıyorsun onu? Sülemen emmi Ali’ye,
-Evlat sen neden bahsediyorsun? Ali de şaşırmıştı. Bu sefer daha açık sordu
-Sülemen emmi, seni bildim bileli “ah yar ah” diyorsun, bunu neden söylüyorsun?
-Hâ şu mesele, o anam, anamdır o.
-Nasıl? anlayamadım.
-Anlatayım evladım, “duymuşsundur, öküzü yardan atan bir tutam ottur” derler. Fakat o yardan düşen öküz değil de anamdır. Ben çocukken anam hayvanları İnekçi Kayası çevresine otlatmaya götürmüş, öküzlerden biri yarın ucundaki bir tutam otu yemek için uzanmış, anam hayvan düşmesin diye onu oradan uzaklaştırayım derken ayağı kaymış ve yardan aşağı düşmüş. Ben daha küçüktüm yaralı eve getirdiler, fakat fazla yaşamadı. Ben anama doyamadan vefat etti. Anamı benden ayıran o yardır. Kızgınlığım hep o yaradır. Ben hayvanları otlatmaya gittiğim her zaman o yarı gördükçe annem aklıma gelir ve orayı paramparça etmek gelir içimden. Evlat, yar uçurum demektir.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top