search
top

S. Ahmet Arvasi ve Seraceddin Mahdum

AFGANİSTAN’DAN SEYYİD AHMET ARVASİ’YE UZANAN YOL

Ruslar 1978 yılında Afganistan’a girdikten bir süre sonra bazı Türk aileler (Kırgız, Kazak, Özbek ve Türkmen) işgal nedeniyle yerlerini terk ederek daha emin yerlere göç etmek zorunda kalmışlardı. Onlardan birisi de Abdulkerim Mahdum ailesidir. Bu aile 12 eylül 1980 yılında Pakistan’a geçer ve iki yıl orada kalırlar. Kenan Evren’in Pakistan ziyaretini fırsat bilen Abdulkerim Mahdum, Türk Büyükelçiliğine Türkiye’ye gitmek istediklerini bildiren bir dilekçeyle müracaat eder ve bu talebini bizzat Kenan Evren’e de iletir. Konuyla ilgili değerlendirmeler sonrası Pakistan’a sığınan beş bin mülteci Türkün Türkiye’ye kabul edileceği açıklanır. Daha sonra uçaklarla bu insanlar Pakistan’dan Adana’ya oradan da Türkiye’nin muhtelif vilayetlerine dağıtılır. Addulkerim Mahdum ailesi de 1982 ağustosunda Adana’ya gelir. Oradan da Tokat Artova’ya. Daha sonra oradan da alınarak Yeşilyurt’a yerleştirilir. Abdulkerim Mahdum’un on bir evladından biri olan Seraceddin Mahdum 1987 yılında çalışmak üzere İstanbul’a gider. İş ararken Türkiye gazetesinde gazete dağıtma işini bulur ve çalışmaya başlar. Bu sırada Seraceddin Bey’in yolu S. Ahmet Arvasi hocayla kesişir.

– Efendim Arvasi hocayla nasıl tanıştınız?

-Arvasi hocayı gıyaben tanıyordum. Daha önce Yeni Düşünce Dergisine abone olmuştum. Dergi abonelerine Türk İslam Ülküsü kitabını vermişti ve onları okumuştum. Hocanın fikirleri beni çok etkilemişti. Ayrıca Türkiye gazetesinden “hasbihal” köşe yazılarını da sürekli takip ediyordum. Bunlar bende hocayla ilgili belli bir kanaat oluşturmuştu. Yüz yüze tanışmamız ise şöyle oldu: 1987 yılında Türkiye gazetesine dağıtıcı olarak işe girdim. Abonelere sabahleyin erkenden gazetelerini dağıtıyordum. Arvasi hoca da aboneler arasındaydı. Dolayısıyla gazetesini vermek için ona da uğruyordum. Ancak gazeteyi kapıya bırakıp dönüyordum. Hocayı göremiyordum fakat bir an önce onu görmek ve tanışmak istiyordum. Bir gün sohbet sırasında konu Arvasi hocadan açılınca onu görmeyi çok arzuladığımı söyleyince, akrabası olan bir kişi (şimdi adını hatırlamıyorum)gel beraber gidelim dedi ve bir cuma günü onunla Erenköy’de İstasyon Caddesindeki evine gittim. Görünce çok etkilendim. Afganistan Türklerinden olduğumu, babamın adını söyledim. Hoca meğer babamı tanıyormuş. Çünkü babam Afganistan Türkleri lideri ve millet vekiliydi. Babamdan övgüyle bahsetti. Yanında fazla kalmadık çünkü maksadım ziyaretti ve kendisi de rahatsızdı. Fakat daha sonra ziyaret ederek sohbetlerine katıldım.

– Madem sohbetlerinde bulundunuz, sohbetlerinde genelde nelerden bahsederdi?

-Sohbetleri genellikle Türk ve İslam çerçeveli olurdu. Sohbetlerinde özellikle milliyetçiliğin İslam çerçevesinde olması gerektiğini söylerdi. Bu konuyla ilgili olarak Türk İslam Ülküsü kitabını yazdığında bu düşünceye karşı olanlar tarafından çok büyük eleştiriler aldığını ifade etmişti. Kendisinin Arap ve Ehlibeytten olduğunu fakat Türk milliyetçisi olduğunu söylerdi. Bir sohbetinde Türk milliyetçisi olmasının sebebini de şöyle açıklamıştı: “Sahabelerden sonra İslam’a en çok hizmet edenler Türklerdir. Bu yüzden ben Türkleri seviyorum ve Türk milliyetçisiyim.” Bu bağlamda İslam dünyasının kurtuluşunu Türk-İslam dünyasının güçlenmesine ve birleşmesine bağlı olduğunu söylerdi.

Yine bir sefer yanına ziyarete gittiğimde evi gençlerle doluydu. Ben biraz da geç kalmıştım, kapının önünde bir yer buldum ve oraya oturdum. Gençlere çok önem verir ve severdi. Kendisi hastaydı fakat gelenleri sohbetinden mahrum bırakmazdı. Hoca gelenlere muhakkak bir şeyler ikram ederdi. Bu sefer de çay ikram edilecekti, bana döndü ve “haydi sen gençsin, sen benim evladımsın çayları sen dağıt” demişti. Bu beni öyle mutlu etmişti ki tarif edemem.

– Arvasi Hocayı yakinen tanıdınız. Hoca nasıl bir insandı? Sorusuna birkaç kelimeyle cevap vermeniz istense neler söylersiniz?

– Tek cümleyle hal sahibi bir insandı derim.

– Sizi ona bağlayan ne oldu?

– Başta seyyid olması, Türk-İslam davasına gönül vermiş olması ve dış Türklerle ilgilenmesi beni ona yakınlaştırdı.

– Peki unutamadığınız bir hatıranız var mı?

– “Sen benim evladımsın, çayları sen dağıt” demsi benim için bir onurdu. Bunu hiçbir zaman unutamam. Diğer biri de (31 aralık 1988) ölüm haberi. Gazete dağıtım işinde çalışanlar gazetenin bekâr hanesinde kalıyorduk. Gazete dağıtımına erken çıkıyorduk, gazeteyi dağıttıktan sonra gelip biraz daha uyuyorduk. Hocaya Hak vaki olduğu gün yine gazetemi dağıttım ve gelerek biraz daha uyumak için yatmıştım. Gazete dağıtıcılarından Vanlı İsmail gelerek: “senin hoca vefat etmiş” dedi. Kim dedim. Arvasi Hoca deyince yatağımdan Afgan yerel kıyafetimle fırlamışım. Gazete bürosuna koştum, vardığımda müdür ağlıyordu. Bu doğru mu diye sordum. O da “maalesef doğrudur” dedi. Kıyafetimin uygun olmadığını müdürün ikazıyla fark ettim. Yıkama ve kefenleme için cenazeyi Erenköy’deki Sahrayı Cedit Camisine götürmüşlerdi. Üzerimi değiştirerek ben de oraya gittim. Gittiğimde akrabaları ve sevenleri hep oraya toplanmışlardı. Cenaze namazı bir gün sonra (1 ocak 1988) muhteşem bir cemaatle Fatih Camisinde emekli Van müftüsü Kasım Arvasi tarafından kıldırıldı. Sonra Edirnekapı’ya götürülerek defnedildi. Allah rahmet eylesin.

– Bilgilerinizi bizlerle paylaştığınız için teşekkürler.

Bu mülakat 10 Mart 2010 tarihinde Dünya Türkmenleri Eğitim Vakfında Seraceddin Mahdum Beyle yapılmıştır.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top