search
top

İlim Aşığı: Fuat SEZGİN

Eskiden âlimler emek vereceği talebeyi kısa bir imtihandan geçirerek gelecek vaat edip etmediğini emek vermeye değip değmeyeceğini ve beraber çalışıp çalışamayacaklarını anlamaya çalışırlardı. Bu manada Fuat Sezgin hoca da şöyle bir imtihanından geçirilir.
Hocası sorar,
-Fuat, kaç saatini okumaya ayırabilirsin?
Fuat,
-Öğleden önce dört, öğleden sonra dört ve akşamdan sonra da dört olmak üzere 12 saat ayırabilirim.
Hoca,
-Bu çalışman doktora diploması almana ve kitap yazmana yeter, fakat bir âlim olmana yetmez.
Fuat,
-Peki, ne kadar vakit ayırmam gerekir?
Hoca,
-Bütün vaktini ayırman lazımdır. İlim aşkıyla yanan genç Fuat bu teklifi kabul eder ve çalışmaya başlar. Günlük çalışma süresini 17 saate çıkarır ve bu çalışma temposu yetmiş yaşına kadar devam eder. Yetmiş yaşından sonra çalışmasını bir iki saat azaltır. 2015 yılı itibarıyla 91 yaşında olan hoca, çalışmalarına hiç ara vermeden devam etmektedir.
Bu konuşma, liseyi bitirdikten sonra 1943 yılında üniversite okumak üzere İstanbul’a gelen Fuat Sezgin ile şarkiyatçı Alman Hellmut Ritter arasında geçer. Aslında Fuat Sezgin matematik okumak ve iyi bir mühendis olmak için İstanbul’a gelmişti. Fakat dinlediği bir seminer onun bu düşüncesini değiştirdi. Seminerde konuşan dünyanın ileri gelen şarkiyatçılarından sayılan Helmut Ritter’dir (1892-1971). Ritter, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Şarkiyat Enstitüsü’nde, “İslami Bilimler ve Oryantalizm” dersleri vermektedir (1943-1951). Ritter’in konuşması genç Fuat’ın aklını allak bullak eder. Genç Fuat, “onunla tanıştığım an, dünyaya yeniden geldiğim andır,” diyecek kadar hayran kalmıştır Ritter’e. Bu gelişmeler üzerine Fuat Sezgin mühendislikten vaz geçer, Edebiyat Fakültesi’ne kaydını yaptırır ve Ritter’in talebesi olur.
Fuat Sezgin, 1924 yılında Bitlis’te dünyaya gelir. Babası Mehmet Bey, annesi Cemile Feride Hanım’dır. Bir ablası, ağabeyi ve bir de kendisinden küçük erkek kardeşi olan Sezgin, ilkokulu Doğubayazıt’ta, ortaokul ve liseyi Erzurum’da okur. Dindar bir ailede büyüyen Sezgin’e en çok tesir eden kişilerin başında anne ve babası gelir. Sezgin, bu dünyanın sıkıntılarına dayanma gücünü anne ve babasından öğrendiği inanca bağlar ve şöyle der, “Bazen sorarım kendime, Allah’a inancım olmasaydı bu dünyaya nasıl tahammül edebilirdim? Bana bu dayanma gücünü veren inancı anne ve babama borçluyum.”
Sezgin küçük yaşlardan itibaren düşünen ve sorgulayan biridir. Bir gün ilkokul hocası, Müslüman bilginlerin dünyayı bir öküzün boynuzları üzerinde taşıdığına inandıklarını anlatmıştı. Gerçekten bu böyle miydi? Sezgin’in zihninde bu bir soru olarak kaldı. Zihnini sürekli meşgul eden diğer bir soru da Müslümanlar arasında gerçekten büyük bilim adamları var mıydı? Bu konuyu bilgisine hayran kaldığı Rittr’e sormak istedi ve “İslam tarihinde önemli bir matematikçi var mıdır?” diye Ritter’e sordu. Sezgin’in sorusuna Ritter şu cevabı verdi. “İslam dünyasında; Yunanlı ve Batılılar arasında çıkan ve büyük diye bildiğimiz kişilerden çok daha büyük matematik âlimleri yetişmiştir.” Bu cevap karşısında Sezgin şoke olur. Çünkü ilkokul hocası bu hususu oryantalist Ritter gibi anlatmamıştı. Bu cevap karşısında Sezgin’in, beyninde şimşekler çakar. O gece sabahlara kadar gözü uyku tutmaz. O günden itibaren yapılan bütün çalışmaları okuyup öğrenmeye, mümkünse olanlara bir katkıda bulunmaya karar verir ve “İslam Bilimleri Tarihi” adlı eseri yazma kararı alır. Gece gündüz bunun için çalışır. 1951’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Arap Dili ve Edebiyatı üzerinde doktora yapar. 1954’te Arap Dili ve Edebiyatı bölümünde doçent olur. Sezgin, 1957-1958 yılları arasında birkaç kez Almanya’ya gider gelir. Bonn Üniversitesi’nde çalışır. Bu arada Almancasını ileri seviyede geliştirir. Almanya’da çalıştığı enstitü müdüründen kalması için davet alır, fakat ülkesine çok bağlı olan Sezgin bunu kabul etmez. Türkiye’ye döner ve Zeki Velidi Togan ile İslam Bilimleri Araştırmaları Enstitüsü’nü kurar. Fakat Fuat Sezgini bir talihsizlik beklemektedir. Çünkü bu arada 27 Mayıs 1960 darbesi olur ve abisi Yassıada’ya, kardeşi hapse gönderilir. Bütün bunlara rağmen Sezgin, çalışmalarına ara vermeden devam eder. Ancak bir sabah kalktığında üniversiteden uzaklaştırıldığını gazetelerden öğrenir. Üniversitelerden atılan 147 akademisyen arasında onun da adı vardır. Ülkesinden ayrılmak istemez, fakat üniversiteden uzaklaştırılınca gitmenin kendisi için daha iyi olacağını düşünür. Doğru Süleymaniye Kütüphanesi’ne gider. İkisi Amerika’da, biri de Almanya’da olan arkadaşlarına, üniversiteden uzaklaştırıldığını ve çalışmalarına devam edebileceği bir bölüm bulunup bulunmadığını öğrenmek üzere birer mektup yazar. Aradan fazla bir zaman geçmeden üç arkadaşından da olumlu cevap gelir. Hâlbuki bir yıl önce Almanya’da misafir öğretim görevlisiyken, doçent olarak çalıştığı yerde kalmasını teklif etmişlerdi. Ben İstanbul’u, ülkemi nasıl terk ederim diyerek bu teklifi reddetmişti. Sezgin, henüz 36 yaşında ve Almanya’ya gitmeye karar verir.
Bir kimsenin hayatının önemli bir kısmını geçirdiği ve sevdiği bir yerden ayrılması oldukça zordur. Ama bazen ayrılık mecbur hale gelir ve istemeden de olsa insan ayrılmak zorunda kalır. Sezgin o günü şöyle anlatır. “Ayrılacağım akşam, Galata Köprüsü’nün Karaköy tarafına gittim. 15-20 dakika Üsküdar’a baktım. Güzel bir geceydi; ama gözlerimin yaşını silmek zorunda kaldım. Kızgın değildim, sadece üzgündüm.” Almanya’ya giderken valizine kıyafetlerinin dışında sadece yaptığı araştırmaların belgelerini koyar. Fuat Sezgin Hoca, Frankfurt Üniversitesi’nde önce misafir doçent olarak ders verir, 1966 yılında da profesör olur. Sonra, 18 yaşında Müslüman olmuş Ursula adında bir Hanım’la tanışır ve 1961’in Mart’ında nişanlanırlar. Bilimsel çalışmalara hiç ara vermediği için nişanlılık dönemi biraz uzun geçer. Nihayet 1966 yılında evlenirler. Evlenmesiyle Fuat Hocanın hayatı daha da düzenli hale gelir. Ayrıca eşinin yardımlarıyla çalışmalarında verim daha da artar. Kendini eşine vakfeden Ursula Hanım, eşinin yazdığı müsveddeleri temize geçirir, onun en rahat bir şekilde çalışabileceği ortamı hazırlar. Bir defasında eşinden bahsederken Fuat Hoca, duygularını şöyle ifade eder: “Eşim bana büyük bir kuvvet veriyordu. Ondan dolayı ben Allah’a her zaman şükrediyorum. Günde 17 saat çalışma fırsatı veren, bunun için imkân hazırlayan bir hanımı bana bahşettiği için.” Bu evlilikten adını Hilal koydukları bir kızları dünyaya gelir. Sezginin tek çocuğu olan Hilal, yazarlık, gazetecilik ve TV programcılığı yapmakta ve Almanya’da yaşamaktadır.
Fuat Sezgin, 1982’de Almanya’da “İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü” nü kurar. Bir yıl sonra da aynı isimle bir müze açar. Müze büyük bir kütüphaneyi de içinde barındırır. Müzede bilimsel araç gereçlerin örnekleri sergilenir. 800’ün üzerinde icadın bire bir örnekleri bu müzede bulunur. Bu yönüyle müzenin dünyada bir benzeri yoktur. Milli ve manevi değerlerine son derece bağlı olan Fuat Sezgin’e bir gün Almanya Cumhurbaşkanı Johannes Rau bizzat vatandaşlık teklifinde bulunur. Fakat Sezgin bunu kabul etmez. Beklemediği bu cevap karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Cumhurbaşkanı nedenini sorar. Fuat Sezgin Cumhurbaşkanı Rau’ya şu cevabı verir: “Ben kendimi vatanımdan hiç ayrı düşünmedim, ne yaptımsa hepsini milletim için yaptım”.
Fuat Sezgin, 2008 yılında İstanbul Gülhane Parkı içindeki Has Ahırlar Binası’nda, ‘İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin kurulmasına öncülük eder. Mucit Müslüman bilim adamlarının icatlarının 140 kadarı bu müzede sergilenmektedir. Müzede astronomi, coğrafya, deniz bilimleri, saat teknolojisi, geometri, optik, tıp, kimya, fizik ve mekanik, savaş teknolojisi ve mimarlık dallarında eser ve aletler vardır. Yılların emeğini taşıyan bu müze bugün İslam, tarih ve teknolojiyle alakadar olanların ilgisini beklemektedir.
İslam Bilim Tarihçisi olan Fuat Sezgin, İbranice, Latince, Farsça, Arapça ve Almanca’yı çok iyi olmak üzere 27 dil bildiği ifade ediliyor. Prof. Sezgin, huzuru çalışmada bulan, kendini ilme adamış, sade bir hayatı tercih etmiş bir âlimimizdir. Kitap satırları arasında seyahat etmesi, inci avcısı gibi fikir derinliklerine dalması, çalışmayı bir zevk haline getirmesi ve öğrenmenin hazzını yaşaması ilim talebelerine müstesna birer örnektir. O bir mutasavvıf gibi az konuşan, az uyuyan ve az yiyen biridir. Hayatı çok düzenlidir. Fuat Hoca için vakit çok değerlidir. Enstitüye giderken çantasına küçük bir ekmek parçası alır, arasına da küçük bir peynir parçası koyarak öğle yemeğini böyle halleder. Çünkü yemeğe harcanan zamanı en aza indirmek ister. Cumartesi Pazar bile o, saat 730’ da işinin başındadır. Kişiliği, çalışma azmi, disiplinli hayatı ve sade yaşayışı ile örnek bir âlimdir.
Yaptığı çalışmalardan dolayı birçok ödül almıştır. Onlardan bazıları şunlardır:
Kral Faysal Ödülü (1978), Frankfurt am Main Goethe Plaketi (1980).
Almanya 1. Derece Federal Hizmet Madalyası (1982).
Almanya Üstün Hizmet Madalyası (2001).
İran İslami Bilimler Kitap Ödülü (2004).

Bkz:
Ayrıntılı bilgi için Bkz. http://www.aksiyon.com.tr/kapak/yitik-hazinenin-pesinde-bir-medeniyet-kasifi-fuat-sezgin_531274 (erşim, 17.09.15); http://fse.fsm.edu.tr/Prof-Dr-Fuat-Sezgin-Islam-Bilim-Tarihi-Enstitusu-Enstitu-Hakkinda–Fuat-Sezgin-Kimdir- (erşim, 17.09.15); http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/bilim_ve_teknoloji/fuat_sezgin_kimdir.asp (erişim, 17.09.15). http://fse.fsm.edu.tr/Prof-Dr-Fuat-Sezgin-Islam-Bilim-Tarihi-Enstitusu-Enstitu-Hakkinda–Fuat-Sezgin-Kimdir (erişim, 16.01.2016)

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top