search
top

Sonsuzluk Aşığı: Nurettin Topçu

Liseyi henüz bitirmişti. Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa’ya öğrenci gönderme sınavına girdi ve kazandı. Sonra Fransa’ya gitti. Ancak bir sürprizle karşılaştı. Fransa o dönem Türkiye’deki lise diplomalarının denkliğini kabul etmiyordu. Topçu Fransız Lise diploması almak için Paris’teki Bordeaux Lisesi’ne devam etti. Sonra üniversiteye başladı, onu da bitirdi. Doktorasını da yüksek bir başarıyla tamamladı. Yaptığı çalışma Sorbonne Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçildi. Üniversitenin geleneğine göre birinci seçilen öğrenci mutlaka ödüllendiriliyordu. Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlattı ve ödül seçeneklerini şöyle bildirdi.
– Efendim, bir altın saat mi? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu? Hangisini tercih ederseniz?
Nurettin Topçu, kararlı ve kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verdi.
– Hiç birini!
– O zaman ne istiyorsunuz? Topçu isteğini şu şekilde açıkladı.
– Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay-yıldızlı Türk
Bayrağının dalgalanmasını istiyorum! Yetkili,
– Derhal bu isteğiniz yerine getirilecektir! dedi ve yirmi dört saat Türk bayrağı Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde dalgalandı. Yapılan bu teklife Topçu’nun verdiği cevap duyan herkeste hayret ve hayranlık bıraktı. Bu olay, Nurettin Topçu’nun vatan millet ve bayrak gibi konularda düşünce yapısını yansıtan önemli bir ayrıntıydı.
Nurettin Topçu, 1909 yılında İstanbul, Süleymaniye’de doğdu. Erzurumlu bir ailenin çocuğudur. Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında dedesi orduda topçu olduğu için ailesine Topçuzâdeler denmiştir. Babası Erzurumlu Ahmet Efendi, annesi ise Eğinli (Kemaliye’nin eski ismi) Fatma Hanım’dır. Babası, Erzurum’da tahıl ve hayvan ticaretiyle uğraşırken, İstanbul’a geldikten bir süre sonra Çemberlitaş’ta bir kasap dükkânı açar ve geçimini oradan sağlamaya çalışır. Nurettin Topçu’nun çocukluğu Süleymaniye ve Çemberlitaş’ta geçer. Önce Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi’ni bitirir (1922). Sonra orta öğrenimine Vefa İdadi’sinde devam eder. Sakin, biraz da içe dönük bir mizaca sahip olan küçük Nurettin, daha o yaşlarda küçük bir sandıkta kitap ve gazete biriktirir. Bu sırada imlâ öğretmeni Nafiz Bey, onda hayatı boyunca sürecek olan Mehmet Akif sevgisini uyandırır. Bu süreçte babasını kaybeder. Daha sonra eğitimine İstanbul Erkek Lisesi’nde devam eder ve oradan mezun olur. Topçu bu sıralar felsefeyle ilgilenmeye başlar.
Liseden sonra Avrupa’da öğrenim görmek amacıyla Fransa’ya gider. Orada önce bir liseye sonra da bir süre Aix Fakültesi’ne devam eder. Daha sonra Strasburg Üniversitesi’ne geçerek felsefe öğrenimi görür. Bu sırada kendisinden önce Paris’e gelen Ali Fuat Başgil, Remzi Oğuz Arık ve Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu gibi Türk öğrencilerle tanışır. Onlardan bazılarıyla dostluğu Türkiye’ye döndükten sonra da devam edecektir. Topçu, Strasburg’da ahlâk felsefesiyle ilgili hazırladığı tezini savunur ve üstün başarı ile mezun olur. Sonra Sorbonne’da doktorasını tamamlar. O, Avrupa’ya giden Türk öğrenciler arasında ahlâk üzerinde çalışan ilk kişi ve Sorbonne’da felsefe üzerine doktora yapan yine ilk Türk’tür. Tezini bitirdikten sonra Fransa’da kalması yönündeki teklifler alır, fakat bu teklifi kabul etmez ve 1934 yazında Türkiye’ye döner. Topçu zamanı o kadar iyi değerlendirir ki Fransa’da kaldığı altı yıl gibi bir süre içinde lise üniversite ve doktora eğitimini tamamalar.
Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmeni olarak göreve başlar. Sonra baba dostu Hüseyin Avni Ulaş Bey’in kızı Fethiye Hanım’la evlenir, fakat bu evlilik iki yıl sürer. Sonra bir daha evlenmez.
Topçu, haksızlığa tahammülü olmayan bir kişidir. Böyle bir kişiliğe sahip olan Topçuya lise müdürü bazı öğrencilerin notunu yükseltmesini ister, fakat Topçu bu isteği geri çevirir. Ancak sonuç, İzmir Lisesine felsefe öğretmenli olarak tayini çıkarılır.
Çok çalışkan olan Topçu, İzmir’de bulunduğu yıllarda Hareket dergisini yayımlamaya başlar, derginin 4. sayısında Cumhuriyet’i kuran kadroyu eleştirdiği ileri sürülen “Çalgıcılar Yine Toplandı” adlı yazısından dolayı İstanbul Vefa Lisesi felsefe öğretmenliğine tayini çıkarılır (1939). Burada dört yıl çalıştıktan sonra Denizli İsmet İnönü Lisesi’ne tayin edilir (1943). 1944’te de İstanbul Erkek Lisesi’ne tayin edilerek on yıllık sürgün hayatı sona erer. Arada Vefa ve Haydarpaşa liselerindeki öğretmenlikleri dışında emekliliğine kadar on sekiz yıl burada çalışır. Bu arada Bergson’la ilgili hazırladığı tezle felsefe doçenti olur. Fakat İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi kurullarınca kadroya alınmaz. Yalnız bir süre Hilmi Ziya Ülken’ in kürsüsünde ahlâk dersleri verir. Ayrıca Robert kolejinde tarih (1946-1961), İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda psikoloji, felsefe, din psikolojisi ve dinler tarihi (1955-1960) derslerine girer. 1960 ihtilâlinden sonra bu ek görevlerine son verilir. 1974’te yaş haddinden emekli olur. Bir yıl kadar sonra da kısa süren bir hastalığın ardından 10 Temmuz 1975’te vefat eder. Ertesi gün Fâtih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Topkapı Kozlu Kabristanı’nda defnedilir.
Fransa dönüşünde bir ara ruhsal sıkıntılar yaşar. Bu süreçte aslen Kazanlı olan Abdülaziz (Bekkine) Efendiyle tanışır ve sıkıntı veren sorularının cevabını Abdülaziz Efendide bulur. Sonra ona intisap eder ve hayatı boyunca da ona bağlı kalır. Topçu’nun tasavvuf anlayışı, onun bilgi, bilim ve felsefeyle ilgili düşünce ve yorumlarını doğrudan etkiler ve belirler. Ona göre İslâm felsefesi esas itibariyle tasavvuf olmalıdır. Zaten tasavvuf, Kur’an’dan kalp ilmini çıkaran felsefedir. İlahi varlığa iştirak denemesini yaparak ahlaklanma yoludur. Bugün İslâm felsefesi denen ilim, Müslüman filozofların yaptığı felsefe olabilir, kaynak itibariyle Aristo’ya dayanan Meşşâîlik’in İslâm felsefesi olamayacağını belirtir. Nurettin Topçu, sonsuzluk aşığı, derviş-meşrep, katıksız bir çağdaş Türk filozofudur.
Öğrenmek Topçu için vazgeçilmez bir gıda gibidir. Bu bağlamda o, Celâl Hoca’dan (Ökten) İslâmî ilimler alanında çok şey öğrenir. Daha sonra İmam-Hatip Okulu’nun programlarının hazırlanmasında Celal Hocayla beraber çalışırlar. Topçu, öğrendiği bilgileri öğreten ve insanlarla paylaşan biridir. Buluşma ve paylaşma mekânı olarak vakıf, dernek ve kültür ocaklarını seçer. Örneğin, Fikrî ve siyasî faaliyetlerini Türk Kültür Ocağı ve Milliyetçiler Derneği’nde, bazı faaliyetlerini de Millî Türk Talebe Birliği, Aydınlar Ocağı ve Türkiye Millî Kültür Vakfı’nda seminer ve konferanslar şeklinde yapar. 1960 ihtilâlinin ardından Ali Fuat Başgil ile birlikte Adalet Partisi’nin kuruluş çalışmalarına katılır, fakat bir müddet sonra bazı yanlış uygulamalar gördüğü için irtibatını keser. Nurettin Topçu, coğrafya olarak Anadolu’yu, tarih ve kültür olarak da Selçuklu ve Osmanlıyı merkeze alır. Bunları kuşatan ve koruyan bir daire olarak da İslâm’a özellikle de tasavvufa dikkat çeker.
Nurettin Topçu, milliyetçiliğe de farklı bir açıdan bakar. O, milliyetçiliği İslâm merkezli ele alır. Bunu yaparken de Turancılığı ve topraktan kopuk bir milliyetçiliği eleştirir. Topçu’nun eserlerinde millet ve milliyetçilik meselesi, hem isyan ahlâkıyla irtibatı olan ferdiyetin yükselip sonsuzluğa uzanması süreçlerinin bir parçası, hem de Türkiye’nin modernleşme döneminde kendini yeniden anlamak ve tanımlamak için yıllardır tartıştığı önemli bir problem ve eleştiri konusu olarak yer alır. Bu arada Topçu İslamcıların dini, milletten ayıran yaklaşımlarının ayrı bir zihin karışıklığına sebebiyet verdiğini ileri sürer ve eleştirir. Anadolucular’ın Türk milletini ve milliyetçiliği tarif için Malazgirt Savaşı ile başlattıkları bin yıllık tarih vurgusunu ve vatan olarak Anadolu ısrarını paylaşan Topçu bu çizgiye belirleyici bir unsur olarak İslâm’ı ve tasavvufu ekler. Ayrıca bu manevi milliyetçiliğin temellerinin Melikşah, Mevlânâ, Yûnus, Fâtih ve Yavuz gibi Türk siyaset ve maneviyat büyükleri tarafından atıldığını söyler. Topçu 1950’li ve 1960’lı yıllarda milliyetçiliğin antikomünizm ve Amerika kapitalizmi taraftarlığıyla paralel hale gelmesine de sert bir şekilde karşı çıkar. Ona göre mesuliyet iradesini Allah’tan almayan, halkın karşısında sorumluluk tanımayan bir idare haklı ve âdil bir milliyetçilik rejimi olamaz. “Biz Anadolu’nun coğrafyasında İslam’ın ruhunu yücelten ve toprağın çehresine İslam’ın ruh ve karakterini sindiren ruhçu bir milliyetçilik davasına bağlanıyoruz.” der. Onun milliyetçilik anlayışı, tepkisel bir yaklaşımdan öte kuşatıcı ve kucaklayıcı, İslam’dan beslenen yaşanabilir ve yaşatılabilir bir ruhsal ve sosyal nizamdır.
Topçu, Türkiye’nin kapitalist ekonomik sisteme ve ahlâk anlayışına, bunlarla birlikte Amerikan sempatizanlığına doğru kaymaya başladığı Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarından itibaren İslâm sosyalizmini savunur. Ancak Topçunun savunduğu sosyalizm, Marksist ve devrimci sosyalizmden çok farklıdır. O, İslâm’ın gösteriden arındırıldığı, aklın dine ve yönetime hâkim olduğu ahlâkçı bir sistemden yanadır.
Topçu’nun düşüncelerini hareket, isyan, irade, ahlak ve tasavvuf kavramları üzerine bina ettiği söylenebilir. Bütüncül bir düşünce dünyası olan Topçu, meselelere daha çok ahlâk açısından yaklaşır. O, tenkitçi bir bakış açısıyla yeni bir insan, millet ve devlet modeli inşa etmeye çalışırken diğer taraftan da bunların o günün şartlarında sağlam bir zemin üzerine oturmasını mümkün kılacak bir yenileşme fikri, tarih, ilim, sanat, ahlâk, felsefe, tasavvuf ve din anlayışı geliştirmeye yönelir. Metafiziği dışlayan felsefî yaklaşımlara karşı çıkar. Duygu, akıl, sezgi ve aşk kavramlarını yeniden yorumlayıp ahlâk ağırlıklı bir felsefe oluşturmaya çalışır.
Topçu’nun ahlâk anlayışını dayandırdığı iç içe üç ana kavram vardır. Onlar; İsyan, hareket ve iradedir. İsyan; mutlak itaate ulaşabilmek için kişiliği sınırlayıcı, hürriyeti daraltıcı, esareti kuvvetlendirici, insanı çürütücü etkilerinden sıyrılmayı, kendini aşarak daha üstün bir nizama, tabiatüstü âleme, birliğe ulaşmayı, Allah’a doğru yükselmeyi ifade etmektedir. İnsan, gerçeğe ulaşabilmek için önce kendi tabiatına ve bencil arzularına karşı isyan etmelidir. İsyan, sonsuzluk iradesinin nefsin ihtiras ve zulmüne karşı ayaklanmasıdır. Mutlak iradeye boyun eğmek, insanın kendi kendine isyanıdır. Bu isyan Allah iradesine ulaşınca itaate dönüşür. İsyan ahlâkını anarşizmden ayıran şey ise ebedî ve âlemşümul merhamet nizamına bağlı olması, sonsuz kuvvete itaat ve teslimiyetle neticelenmesidir. Hareket; bir üst mertebeye ve sonsuzluğa doğru değişmedir. O, “İnsanla Allah’ın bir terkibidir”. İrade ise, Allah’a kadar yükselmek isteyen içsel, mistik bir kuvvettir.
Topçu’nun kitap, makale ve broşür şeklinde ortaya koyduğu bütün eserleri en son Ezel Erverdi-İsmail Kara tarafından yayıma hazırlanmış ve 21 kitaplık bir külliyat halinde Dergâh Yayınları arasında basılmıştır. Onlardan bazıları şunlardır. Türkiye’nin Maarif Davası, 1997. Ahlâk Nizamı, 1997. Yarınki Türkiye, 1997. İradenin Davası, 1998. İslâm ve İnsan,1998. Kültür ve Medeniyet, 1998. Mevlâna ve Tasavvuf, 1978. İsyan Ahlâkı (doktora tezi), Bergson (doçentlik tezi), 1998. Sosyoloji, 2001. Psikoloji, 2003. Taşralı (hikâyeler), 1998. Reha (roman), 1999.
KAYNAKÇA

İsmail Kara, “Topçu, Nurettin” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 41, s. 248-253, Ankara 2012.
Nurettin Topçu; Ahlak Nizamı, Hareket Yayınları, İstanbul, 1970.
Nurettin Topçu; İsyan Ahlakı, Hareket Yayınları, İstanbul, 19.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top