search
top

İmanla İlmi Buluşturan: AYHAN SONGAR

Ayhan Songar anlatıyor: “Şefik Hoca’yı tanır mısınız? Hani bir zamanlar Münih’teki Türk işçilerinin imamı idi. Şefik Hoca’yı günün birinde Sirkeci civarında gördüm. Çok üzgün ve mahzun yürüyordu. No’ldu Hocam, gemilerin mi battı? diye sorduğum da “yetim kaldık, doktor bey” diye cevap vermişti. “Aman Şefik Hoca” dedim, “yaşın maşallah yetmişi geçti, peder hala sağ mıdır?”. Cevabı: “ne pederinden bahsediyorsun doktor bey, yetim-i akran olduk biz, eşten dosttan, akrandan mahrum kaldık, hepsi bir bir gittiler. Artık sokakta rastlayıp hal hatır soracak eskilerden bahsedecek bir tek akranım kalmadı. Bu baba yetimliğinden, ana öksüzlüğünden daha acı geliyor insana…” Şefik Hoca’nın ne demek istediğini o zaman iyi anlayamamıştım. O zaman yaşımız böyle şeyleri idrak edecek olgunlukta değildi herhalde. Bunca yılın hekimiyim, ölüme alışamadım daha. Bizim balıkçı Mustafa, Şefik Hoca’yı acı acı hatırlattı. Mustafa gerip bir balıkçıydı. Zaman zaman gelir bana şikâyetlerini anlatırdı. Bu son bahar Mustafa’yı bir kalp krizi alıp götürdü. Ayhan Songar, 1927 Yılında Balıkesir’in Gönen İlçesinde dünyaya geldi. Babası İstiklal Harbi Gazilerinden Albay Nazmi Bey’dir. Annesi ise Sultan II. Abdülhamit’in Valide Sultan’ı Perestev Kadınefendi’nin yeğeni Fevziye Peyman Hanım’dır. Mütareke yıllarında Ömer Canbulat Bey, (Ayhan Songar’ın dedesi), ailesini alıp Gönen’e götürür, Karalar Çiftliği’ne yerleşerek Milli Mücadele boyunca Kuvayı Milliye için çalışır. Kurtuluş Savaşı sona erdikten sonra bir gün Gönen’e genç bir yüzbaşı gelir ve tam karşılarındaki eve yerleşir. Gelir gelmez yüzbaşının kahramanlıkları dilden dile dolaşmaya başlar. Gelen o Yüzbaşı Nazmi Bey’dir. Çok geçmeden Ömer Bey’in küçük kızı Fevziye’ye talip olur. Nazmi Bey kızı istemeye dayısı (Mehmed Âkif’in en yakın arkadaşı) Eşref Edip Bey’i gönderir. Ömer Canbulat Bey, yiğitlik ve kahramanlık sevdalısı bir adamdır. “Yüzbaşının atıyla kamçısı yeter!” diyerek hiç tereddüt etmeden bu isteği onaylar. İşte Nazmi Bey ile Fevziye Hanım’ın evliliğinden 10 Temmuz 1927’de Ayhan Songar dünyaya gelir. Babasının asker olması nedeniyle liseyi bitirene kadar, ailesiyle birlikte ülkenin dört bir yanını dolaşır ve Türkiye’yi çok yakından tanır. Bitlis’te başladığı eğitimini Mardin, İzmir, Afyon ve Balıkesir’de tamamlar. Yaşadığı bu büyük tecrübe sayesinde ayakları hep bu topraklara basan bir hekim, bir fikir ve kültür adamı olarak yetişir.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1950 yılında tıp doktoru olarak mezun olur. Bakırköy Akıl Hastahanesi’ndeki Üniversite Psikiyatri Kliniği’nde asistanlık görevine başlar. Psikiyatri Kliniği Ayhan Songar için sadece ruh hekimliği tahsil ettiği bir yer değil, aynı zamanda bir tarih, medeniyet ve edebiyat ortamıdır. Çünkü klinikte Mazhar Osman Uzman ve Fahri Celal Göktulga gibi iki değerli hoca vardır. Ayhan Songar’ın, zekâsı, dikkati, bilgisi ve çalışkanlığı çok geçmeden Mazhar Osman’ın dikkatini çeker. Daha sonra, en yakın dostu ve en değerli yardımcısı haline gelir. Genç doktor sonraki dönemde ondan boşalan koltuğa oturur ve adı tıpkı hocasının adı gibi efsaneleşir. 1953 yılında Akıl ve Sinir Hastalıkları mütehassısı, 1956 yılında Psikiyatri doçenti, 1964 yılında da profesör oldu.
Ayhan Songar için hazerfen (bin hünerli) bir adamdır denilebilir. Çünkü mesleğinde dünya çapında bir isim olduğu tartışılamaz. O, kendini dar ihtisas sahasına hapsedenlerden değildir. Edebiyattan, müzikten, tasavvuftan, fotoğraftan ve mimariden anlar. Eline kalemi aldı mı, fikrini en kestirme yoldan yazabilen biriydi. Kısacası, Ayhan Songar hoca, sadece bir hekim değil, aynı zamanda bir fikir, kültür ve sanat adamı ve güçlü bir yazardı. O, aynı zamanda bir sibernetik uzmanıydı. Çalıştığı klinikte bozulan elektronik tıp âletlerini onaran bir usta, birinci sınıf bir klinisyen, biyolojik psikiyatrinin ülkemizdeki temel taşlarından biri, psikodinamik öğretiyi çok iyi değerlendirerek kullanan ve yerine oturtan bir psikiyatrdı Psikofizik verileri çok iyi bilen bir hoca, adlî psikiyatriye yıllarını vermiş bir adlî psikiyatr, ilmî mânâda müzikle tedavinin gerçek kurucusu ve çaldığı udla, yazdığı güfteyle bir bestekârdı. O ayrıca Viyana’da Musiki Psikolojisi dersleri veriyordu.
Songar, birçok vakıfta görev alarak insanlara faydalı olmak için çırpınan ve içinde yaşadığı toplumun nabzını tutabilmek için özel bir gayret sarf eden bir cemiyet adamı ve ibadetlerini aksatmayan samimi bir Müslümandı.
Ayhan Hoca cömert bir şahsiyet, başkalarını düşünen bir ahlâk ve fazilet adamıydı. Yaklaşık 20 öğrenciye burs verdiği vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Neredeyse dört saat uyku ile yetinen, her gün yaklaşık 20 saat çalışan ve tembelliği sevmeyen bir insandı. Lâleli’deki muayenehanesinde gece geç saatlere kadar hasta bakar, onu tanıyamayan bazı kimseler, gece geç saatlere kadar çalışmasını bir ‘hırs’ olarak zannetmiş, fakat yanılıyorlardı çünkü o, hırslı ve paragöz bir insan değildi. Ancak çok çalışkan ve gayretli bir mü’mindi. O, her dakikanın, her saniyenin Allah’ın kullarına bir emaneti olduğu bilinciyle çalışırdı. Cerrahpaşa Hastanesi’nde kurucusu olduğu Psikiyatri Ana Bilim Dalı’nın 34 yıl Başkanlığını yaptı. Hocası Mazhar Osman gibi o da ömrü boyunca tek başına bir şifahane gibi hizmet verdi.
O model bir insandı. “Ayhan Hoca, Müslümanlığı ne geçime, ne servete, ne riyasete, ne makam ve mevki edinmeye, ne şöhret kazanmaya, ne de başka dünyevi ve nefsani arzu ve ihtiraslara alet etti. O, bu yönüyle genç Müslümanlara örnek ve model teşkil eden erdemli bir şahsiyettir.”
Kendini halkına adamış bir kimseydi. Hayatı boyunca alkol ve uyuşturucu ile mücadele eden Ayhan Songar, Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin Genel Başkanlığı’nı yaptı, Türk Edebiyatı Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldı. Aydınlar Ocağı, Türkiye Milli Kültür Vakfı gibi kültür ocaklarının da kurucuları arasında bulundu. Adli Tıp Kurumu’nda, TRT yönetim kurulunda görev yaptı. Gazetelerde sohbet tadında köşe yazarlığı yaptı.
Ayhan Songarı’ın bir özelliği de yenileşirken geçmişi koruyan maneviyatı güçlü bir hekimdi. Manevî telkinlerin hastalar için önemli olduğunu bilir ve bunu uygulardı. O, ulu gönül sahibi, bir mefkûre taşıyıcısı, milletinin değerlerine bağlı, inançlarına saygılı bir münevverdi. Kendisi, “dilimizi tahrip eden uydurmacılık modasına kapılmadım. Türk diline gönül verenlerden biriyim. Gerek dilimiz ve gerekse bütünüyle milli kültürümüz için elimden gelen mücadeleyi yaptım. Tarih ve kültürümüze aşığım…” der.
Ayhan Songar, 1997 yılı başında prostat kanserine yakalandı, Nisan ayı başında geçirdiği ameliyat netice vermedi. Son bir köşe yazısı ile dünyadan ayrılık vaktinin geldiği sinyalini vererek okuyucularından helallik diledi ve kalp huzuru ile 2 Temmuz 1997 günü Hakk’a yürüdü ve Rahmet-i Rahman’a kavuştu.
Hoca vefat ettiğinde birkaç aile dostu ile o gün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan mezara iner. Rahmetliyi mezara koyarlar. Üzerine toprak atılır, mezarın üstü tam kapatılmak üzereyken mezarın içinden bir telefon sesi gelir. Herkes meraklı bakışlarla gelen sese kulak kesilir. Yapacak bir şey yok, başlarlar mezarı tekrar açmaya. Mezar açılır, bakarlar ki Recep Tayyip Erdoğan’ın defin sırasında düşürdüğü cep telefonunu, böylece sesin sırrı çözülür. Bir çocuk babası olan Songar’ın 26 kitabı neşredildi. Yerli ve yabancı dergilerde yüzlerce ilmi makalesi yayınlandı. Türk milleti onun hizmetlerini unutmadı. Kadirşinaslığını gösterdi ve birçok şehrimizde caddelere, sokaklara, parklara, kültür ve tıp merkezlerine onun ismini verdi.
Eserlerinden bazıları şunlardır:
Ayhan Songar, Beynimiz ve Sinirlerimiz, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1979.
Ayhan Songar, Çeşitleme, Kubbealtı Neşriyaı, İstanbul, 1981.
Ayhan Songar, Ruh Hekiminin Hatıraları, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, (2. Baskı), İstanbul, 2013.
Ayhan Songar, Enerji ve Hayat, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1979.
Ayhan Songar, Psikiyatri Psikobiyoloji ve Ruh Hastalıkları, Serhat Dağıtım, İstanbul, 1971.
Ayhan Songar, Sibernetik, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1979.
Ayhan Songar, Sinir Sistemi Fizyolojisi, 1959-1960 üç cilt.
Ayhan Songar, Temel Psikiyatri Psikofizyolojik Temel Bilgiler, Minnetoğlu Yayınları, İstanbul, 1981.

KAYNAKÇA
Ayhan Songar, Çeşitleme, Kubbealtı Neşriyaı, İstanbul, 1981.
Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, “Mezardan Gelen Telefon Sesi”, http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr. (Erşim, 01.09. 2015)
Ayrıntı için bkz. Beşir Ayvazoğlu, “Ayhan Songar”, http://www.aksiyon.com.tr/yazarlar/ayhan-songar. (Erişim, 30. 8. 2015)
Mehmet Nuri Yardım, “Ayhan Songar”, http://www.milatgazetesi.com/ayhan-songar.(Erişim, 30.08.2015)
Ayhan Songar, Ruh Hekiminin Hatıraları, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, (2. Baskı), İstanbul, 2013
Sefa Saygılı, Ayhan Songar, Türkiye Kalkınma ve Dayanışma Vakfı Yayınları, 1998.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top