search
top

içe bakış (naikan)

Doç. Dr. Şafak Nakajima
12 Mayıs, 12:56 ·
İÇE BAKIŞ – NAİKAN
Doç. Dr. Şafak Nakajima
Naikan, Japonca ”nai” ve ”kan” sözcüklerinden oluşur.
Türkçede, ”içe bakış” demektir.
Japon düşünür Yoshimoto Ishin tarafından geliştirilen Naikan Terapisi, daha derin ve anlamlı bir yaşam sürdürmede, etkin bir yol göstericidir.
Naikan, insanın dikkatini, dar ve bencil iç dünyasından çıkarıp, onun başkalarıyla daha duyarlı ve sorumlu ilişkiler kurabilmesini hedefler.
Yaşamda her şeyin birbirine ne kadar bağlı olduğu gerçeğini gözler önüne serer.
Anksiyete, sosyal fobi, panik bozukluk, dikkat eksikliği, depresyon, ilişki ve aile problemleri, içsel boşluk, ruhsal kökenli bedensel hastalıklar gibi birçok sorunda, altta yatan asıl neden, insanlarla ve yaşamla kurulan ilişkilerin sağlıksızlığıdır.
İlaçlarla uyuşmak yerine, bilinçlenme ve ruhsal gelişimle düzelebilecek bu sorunlar için, Naikan, mükemmel bir çözümdür.
Naikan, her şeyden önemli olanın ”kendimiz” olduğunu, sadece kendi duygularımıza ve isteklerimize kulak vermemizi, en öne geçmemizi teşvik eden Batının benmerkezci yaklaşımından çok farklıdır.
Naikan, akılcı ve gerçekçidir de.
Çünkü yaşamda her şey birbiriyle ilintilidir ve hiç bir insan tek başına var olamaz.
İnsanın iç dünyası, yaşamın içinde şekillenir. Çevresi, onun varlığının aynasıdır.
Kendi davranışları konusunda bilinçlenmesi ve başkalarıyla ilişkilerinin nitelikli hale gelmesi insanı huzurlu kılar, ona sağlıklı bir ruh hali kazandırır.
Hayatını anlamlandırır.
Sağduyulu, bilinçli, başarılı ve öfkesiz bir toplum da ancak, böylesi bireylerle kurulabilir.
Naikan yönteminde kişi, kendisi ve başkalarıyla ilişkisini bilinçli hale getirmek için, her gün kendisine şu üç soruyu sorar:
. Bugün başkalarından nasıl destek aldım?
. Bugün başkalarına nasıl destek verdim?
. Bugün başkalarına ne şekilde yük oldum / zarar verdim?
Fark ettiyseniz, yukarıda sıraladığım üç soru arasında, ”Bugün başkaları bana nasıl zarar verdi?” sorusu yok.
Bu soruyu zaten sürekli soruyoruz.
Başkalarının bize verdiği zararın hesap çetelesini, her dakika tutuyoruz.
Başkalarının kötülüklerine karşın iyi bir insan olmanın, bir tür aptallık olduğunu sanıyoruz.
Çünkü başkalarıyla sağlıklı sınırlar geliştirmeyi, kendimizi korumayı bilmiyoruz ve bu eksiğimizi, aptallıkla karıştırıyoruz.
Kötülüğün kötülükle giderilebileceğine inanıyoruz!
Ne büyük bir yanılsma!
Gelin şimdi biz çözüme odaklanalım ve ilk soruyla başlayalım!
Bu gün başkalarından nasıl destek aldığımızı özenli düşünmediğimiz için, çoğu kez fark edemiyoruz.
Sabah hatırımı soran komşum, benim bu satırları yazıp size ulaştırmamı sağlayan elektronik servisi çalıştıranlar, elimdeki fincanı ve onun içindeki çayı üretenler, az önce bindiğim metroyu kullanan makinist, iyilik haberlerini iletip beni mutlu eden eski bir hastam, bu gün beni destekleyen sayısız insandan sadece bir kaçı…
Bugün başkaları için ne yaptım sorusuna gelince:
Güne gülerek başlamak, kahvaltı ve yemek hazırlamak, ortalığı toplamak, işimizde düzgün çalışmak, doğayı kirletmemek için özenli olmak, samimiyet ve saygı dengesini gözeterek insanlarla güzel ilişkiler kurmak, hasta ziyaretine gitmek, ne zamandır görmediğimiz birisinin hatırını sormak için telefon etmek, çevremizde yaşanan bir ayrımcılık veya tacize engel olmak gibi sayısız cevap bulunabilir o soruya.
Bugün başkalarına nasıl yük olduğumuz ve zarar verdiğimiz sorusunun yanıtını bulmak da ince bir dikkat gerektirir.
Bir insanı bekletmemiz, verdiğimiz sözü tutmamamız, randevumuza gitmememiz, gördüğümüz halde bir haksızlığa göz yummamız, yapılabilecek bir yardımı esirgememiz, kaba ve bağırarak konuşmamız, surat etmemiz ve kötü davranmamız, teşekkür etmememiz, dedikodu yapmamız, duygusal veya fiziksel şiddet uygulamamız, başkalarına verebileceğimiz sayısız zararlar arasında yer alır.
Üstelik çok sıklıkla, başkalarına verdiğimiz zararları, ”istemeden oldu,” ”unuttum,” ”fark etmedim” gibi mazeretlerle veya başkalarını suçlayarak göz ardı ederiz.
Naikan’ın insanlığa en büyük katkılarından birisi de bizlere, bencilleşen günümüz dünyasında kolayca unuttuğumuz bir gerçeği hatırlatması!
Başkaları olmadan bir hiç olduğumuzu, herkesin ve her şeyin birbirine bağlı olduğu gerçeğini….
Bir an için yediğiniz bir dilim ekmeği düşünün!
O bir dilim ekmekte, kaç insanın emeği var sizce?
O ekmeğin buğdayını yetiştiren çiftçiyi, buğdayın tohumunu çiftçiye ulaştıranı, çiftçinin ekim ve hasat zamanı kullandığı araçları üretenleri, çiftçinin tarım araçlarını alabilecek parayı kazanmak için sattığı buğdayı alanları, o buğdaydan un yapanları, unu paketleyenleri, paketleri kamyonlarla taşıyanları, kamyonları üretenleri, fırını inşa edenleri, ekmeğe katılacak suyun fırına ulaşımını sağlayanları, ekmeğe katılan tuzu üretenleri, fırıncının kullandığı tahta kürekleri yapanları, ekmekleri fırından alıp satıldıkları dükkana taşıyanları, o dükkanı inşa edenleri, ekmekleri raflara yerleştirenleri, size alacağınız ekmeğin satışını kasada yapanları, sizin o ekmeği alabilmek için sahip olmanız gereken parayı kazanmanızı sağlayan işverenlerinizi veya müşterilerinizi, onların size ödedikleri parayı kendilerinin kazanabilmesi için yaptıkları işlere harcadıkları emekleri, o emeklerin üretildiği her bir iş yerini kuran, geliştiren, işletenleri, tüm bu insanların dünyaya gelmesine, büyümesine, bakımına ve yaşamını sürdürmesine yardımcı olan insanları, onlardan öncekileri dünyaya getirenleri, yetiştirenleri… Ve öncesini, daha öncesini…
Bir düşünün!
Akıl almıyor, değil mi?
Einstein da, önümüzde durduğu halde görmezden geldiğimiz bu aşikâr gerçeği, çok güzel dile getirir:
”Hepimizin yaşamı, bizden önce yaşamış ve halen yaşamakta olan milyonlarca insanın, ortak emeğinin ürünüdür.”
Tüm bunları düşünüp de, insanın ”tek başına var olabilecek ölçüde güçlü ve önemli” olduğu sonucuna varılması mümkün mü?
Bize katkıda bulunan tüm insanların, bize hizmet eden eşyaların, doğanın farkına varmamız, bu koskoca evrende yalnız ve çaresiz değil, muhteşem bütünün parçaları olduğumuzu gösteriyor.
Bütünün parçası olmak, bize sorumluluklar da getiriyor elbet!
Bütünü korumanın,
Canlı ve cansız hiçbir şeye zarar vermemenin,
Yaşama katkıda bulunmanın,
Ve onu güzelleştirmenin sorumluluğunu!
Birisine verdiğimiz zararın, aslında kendimize zarar vermek olduğu bilincini de kazandırıyor bize!
İnsan olmak da zaten, bu bilince sahip olmak demek, değil mi?
ALINTI

top