search
top

şükür

ŞÜKÜR FARKETMEKTİR
Deneme

Gördüğü bir iyilik karşısında normal olan her insanın bir tepkisi olur. Bu tepki, dilimizde “şükür” veya “teşekkür” şeklinde ifade edilir. Şükür, rıza ile isyan arasında bir dengedir. Aslında şükür kişinin kendini tanımasıdır. Diğer bir ifadeyle haddini bilmesidir. İnanç kültürümüzde Allah’a şükür, insanlara da teşekkür edilir. İnsana teşekkür etmeyenden Allah’a şükür de beklenmez.1 Şükür, hem Allah’a hem de insanlara karşı bir kadirşinaslıktır.
Aslında şükür, bir farkındalıktır. Kişinin kendi kimlik ve kişiliğinin, güç ve kudretinin, sahip olduğu nimetin veya kendine yapılan bir iyiliğin farkında olmasıdır. Bunu fark etmeyen kimse kadir kıymet bilemez. Dolayısıyla iyilik ve nimet sahibine karşı içinde beliren huzuru, minnet duygusunu ve içsel coşkuyu yaşayamaz. Şükür bu mana da içsel coşku ve huzuru yaşamaya bir vesiledir. O bir mutluluktur.
Bir kimse kadir kıymet bilmiyorsa “nankör” kavramıyla değerlendirilir. Nankör, yapılan bir iyiliği görmeme veya görmezlikten gelmektir. Hâlbuki yapılan bir iyiliği veya verilen bir nimeti görmezlikten gelmek insanın özüne aykırı bir tutumdur. Çünkü insanın özünde yapılan iyiliğe tepkisiz kalma veya bir kötülükle karşılık verme yoktur. Bir kedi bile sırtı sıvazlandığı zaman mırıldanarak teşekkür eder. Bir köpeğin başı okşansa, çeşitli hareketlerle memnuniyetini ortaya koymaya çalışır. Yüksek duygulara sahip olan insan iyilik ve güzellikleri çok derinden hisseder, nimet ve güzelliğin sahibine çeşitli yollarla teşekkür tepkisini ifade eder.
Nankör davranan insanın iç dünyasında bir kıpraşma (içsel hareketlilik) olmaz ve hissiyatı ölmüş bir canlıyla farkı kalmaz. Hâlbuki Allah, insana sayısız nimet vermiş2 ve karşılığında kullarının şükretmesini yani, kadir kıymet bilmesini, o nimetin ve verenin farkında olmasını istemiştir. Şükretmek için ise “kulak”, “göz” ve “kalp” vermiştir.3 Bu, dinleme, görme ve kalp özelinde her organın şükre bir vasıta olduğunu düşündürmektedir. Örneğin Allah’ın adını anmak, doğruyu, hak ve hakikati söylemek için dil bir vasıtadır. Kur’an’da dikkatimize sunulan önemli organlardan biri de kulağımızdır. Dış dünyadaki seslerin bize ulaşmasını sağlar. Dinleme bir şükür vasıtasıdır. Aslında dinlemekten maksat öğrenmektir. Dolayısıyla dinleme, bir öğrenme yoludur. İnsan, dinleme yoluyla birçok şeyi öğrenir ve bilgi sahibi olur. Bilgi sahibi olursa insan, ancak o zaman kendinin farkında olur ve bilinçli hale gelir. Bilmeyen ve farkında olmayan kimseden ne insana teşekkür, ne de Allah’a şükür beklenir.
Her frekanstaki sesin insan üzerinde farklı bir tesiri vardır. Çünkü her cismin kendine has bir tınısı vardır. Bir kanarya sesi ile karga sesi kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Kulağın bize ulaştırdığı güzel bir ses huzur veriyorsa, işte o huzurun karşılığı şükürdür.
Biz birçok şeyi görerek öğreniriz. Gözlem, önemli bir bilgi edinme yoludur. Dolayısıyla gözümüz, görme ve öğrenme aracıdır. Bu bağlamda göz de bir şükür vasıtasıdır. Görenle görmeyen hiç bir olur mu? “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” demişler. Bunlar herkesin tecrübe edebileceği gerçeklerdir. Yanlış doğru, karanlık aydınlık, iyi kötü, hakikat batıl afak ve enfüs hep görme ile ayırt edilir. Firasetle bakıp görmeyi de bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Dolaysıyla göz, aydınlığa açılan bir pencere ve bunu fark etmek bir şükürdür.
Kalp de bir şükür vasıtasıdır. Kalp ile şükretmek her ne kadar anlatımdan ziyade deruni yaşanan sübjektif bir olgu ise de bazı tecrübeler aktarılabilir. Allah’ın verdiği bütün nimetler karşısında razı olup, bu rızayı kişinin içinde duymasıdır şükür. Allah’ın yarattıklarında kusur aramamaktır. Rivayet olunduğuna göre Nasreddin Hoca, bir gün yaz sıcağında köyden kasabaya giderken yorulur ve koca bir ceviz ağacının altında biraz dinlenmek için uzanır. O sırada az ileride tarladaki bal kabakları gözüne ilişir. Bir bal kabağına bakar bir de koca ağaçtaki küçük cevizlere:
Allah’ım, şu incecik kabak sapında kocaman kabak yaratmışsın. Şu koca ceviz ağacında ise küçücük ceviz yaratmışsın. Koca kabakları, ceviz ağacında, ceviz taneleri de kabakta olması daha uygun olmaz mıydı, diye içinden geçirir.
Bu sırada bir tane ceviz Hoca’nın kafasına düşmez mi? Hoca’nın gözünde şimşekler çakar ve eliyle başını tutarak:
Tövbe, estağfurullah. Allah’ım ne yaratmışsan bir hikmeti vardır. Şimdi ağaçta ceviz yerine kabak olsaydı da başıma ya kabak düşseydi, ne olurdu hâlim diye düşünür. Allah’ın her şeyi yerli yerinde yarattığını fark edip hâline şükreder.
Kul, Allah’tan razı olursa, Allah kulundan razı olur. Kulun Allah’tan razı olması bir şükürdür. İnsan sahip olduğu imkân ve değerlerin kadrini bilirse, kalbine doğabilecek tama ve haset duygularından uzak olur. Dolayısıyla mutlu olur ve aynı zamanda şükretmiş olur.
Şükür çok boyutlu bir haldir. İnsanın, varlığının biricik sahibi yaratıcısını bilip ona karşı zihninden geçirdiği veya dille söylediği ifadeler bir şükürdür. Allah’ın nimetlerini hatırlayıp onun adını yücelterek anmak da bir şükürdür. Ancak asıl şükür, her nimetin kendi cinsinden olmalıdır. Örneğin zengin bir insan, “Yarabbi çok şükür” demekle şükretmiş olmaz. Onun şükrü, gerçek mal sahibinin Allah olduğunu fark edip, kendine emanet edilen maldan ihtiyacı olanlara infak etmesi ve o insanların sevinci ile sevinmesidir. Çünkü şükürde sevinç, huzur ve mutluluk vardır. Şükür diye ortaya konulan davranış kişiye huzur ve mutluluk vermiyorsa o şükür değildir.
Şükretmeyen insanlarda, kıskançlık, haset, tama gibi menfi duygu ve davranışlar ortaya çıkabilir ki bu marazi bir durumdur. Çünkü kişi isyan da etse, haset de etse ne Allah’a ne de insanlara bir etkisi olmaz. Kendi kendine zarar vermiş olur. Zira normal bilince sahip olan bir insanın da kendi kendine zarar vermemesi gerekir. Bu kişisinin kendini tanımadığını gösterir. Kendini tanımayan insan ise Allah’ı da tanımaz ve ona şükretmez. Diğer taraftan Allah’ın bizim şükrümüze ihtiyacı yoktur. Bizim şükretmeye ihtiyacımız vardır. Bizim şükrümüz de nankörlüğümüz de ona herhangi bir fayda veya zarar vermez.4
Sonuç olarak,

Hem şükür bilmeyen kulsun,
Hem diyorsun küpüm dolsun,
Sen Allah’tan razı ol ki;
Allah senden razı olsun.5
DİPNOTLAR
1. “Aza şükretmeyen çoğa şükretmez. İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmez. Allah’ın nimetini hatırlayıp konuşmak şükürdür. Nimeti anmamak nankörlüktür…” (Ebu Davud, Edeb, 11.)
2.“O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız…” (İbrahim suresi, 34. ayet.)
3.“Allah sizi analarınızın karnından, hiçbir şey bilmez bir hâlde çıkardı. Size kulaklar, gözler, kalpler verdi ki şükredesiniz.” (Nahl suresi, 78. ayet.)
4.“Şükreden, ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah, bütün noksanlıklardan uzaktır. O her türlü övgüye layıktır.” (Lokman suresi, 31. ayet.)
5.Cengiz Numanoğlu, Şuur, Sahaflar Kitap Sarayı, (6. Baskı), s. 75.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top