search
top

Aşkabatta Cuma Namazı

Aşkabat’ta Bir Cuma Namazı

12.11.98 Tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhur Başkanı bir grup heyetle Türkmenistan’a geldiler. TC. Büyük Elçiliği önündeki Atatürk parkını ve Ertuğrul Gazi camisinin açılışına katıldılar. Caminin açılışı Perşembe günü yapıldı. Ertesi günü, Ertuğrul Gazi camiinde ilk cuma namaz kılınacaktı. Tarih 14 Kasım 1998. Bu tarihe kadar bütün heybetiyle Aşkabat’ın ortasında füze gibi semaya yükselen minareler hep suskundu.
Okulda dersimi bitirdikten sonra eve geldim ve Cuma için hazırlığımı yaparak camiye gittim. Avlu kapısından girerken İsmail Coşar Hoca sala okumaya başladı. Merdivenlerin başına dikildim etrafı bir müddet seyrettim. Ses cihazlarının düzensiz olmasına rağmen o gür ve güzel ses, duyanların gönlünü okşuyordu. Caminin çevredeki caddelerden geçen insanların durup, sesin geldiği tarafa, camiye doğru yönelerek kulak verdiklerini gördüm. Yine çevredeki evlerin sakinleri evlerinin balkonlarına çıkarak salayı pür dikkat dinlediklerine şahit oldum. Ayrıca o insanlar, camiye akın akın gelen insanlara şaşkınlık içinde bakıyorlardı.
Camiye gelen insanlara baktım, yüzlerinde bir tebessüm vardı. Yüzlerinde mutluluk çizgi çizgi belirmişti. Sanki çok önemli bir şeyi kaçırmamak için hızlı hızlı adımlarla camiye koşuyorlardı. Sanki orada bir şeyler dağıtıyorlardı da geç kalan alamayacaktı. Veya bir otobüs ya da tren kalkıyordu da yolcular yetişmek için acele ediyorlardı. “Bölük bölük Allah’ın evine girdiklerini” gördüm. Ben de katıldım aralarına onlarla beraber camiye ben de girdim. Caminin yarısı dolmuştu. Girenler yarım safları tamamlayarak oturuyordu. Camiinin ihtişamı karşısında hayranlıklarını gizleyemiyorlardı. Gözler sürekli etrafı seyrediyordu. Muhtemelen çoğu ilk defa böyle muhteşem bir mabette bulunuyordu. Caminin iç süslemesi gerçekten muhteşemdi. Ben de hayranlıkla seyrettim.
Türkiye’den gelen heyetle yirmi beş de il müftüsü gelmişti. Müftüler mihrabın önünde yüzleri cemaate karşı saf tutmuşlardı. Sırayla kendilerini tanıttılar. Birkaç kelam ederek oturdular. Artık namaz vakti gelmişti. Aşkabat’ta iki buçuk aydır ilk defa bir ezan sesi duyacaktım. Bazen muhteşem mabede bakıyor, suskunluğun ne zaman sona erecek diye içimden geçiriyordum. Suskunluğunun bitme zamanı gelmişti. İsmail Coşar o davudi güzel ses ve makamıyla ezan-ı Muhammedi’yi öyle okumaya başladı ki içim doldu ve taştı. Ta gönlüme işledi. Bir ateş saldı yüreğimin derinliklerine, kaynadı gönlüm, göz pınarlarımdan dökülüverdi. Öylesine duygulandım, öylesine doldum ki, içimden hıçkırmak geliyordu. Kendimi bir an Sultan Ahmet’te, Süleymaniye’de hissettim. İki buçuk üç aydır ben bu sese nasıl hasret kalmışım. Yanmışım. Ya yetmiş yıldır hasret kalanlar, çölde susuz kalmış gibi yananlar… Namaza gelen Türkmenleri gördükçe, belleğimi yoklayarak tarihi bilgilerimi hatırladım. Nerden nereye… O genç Türkmen “çağaları” (çocukları) nın coşkusunu gördükçe, ben namaz “okumak isteyen” (kılmak istiyorum) ama bilmiyorum doğan (kardeş) diyen, orta yaş Türkmenleri gördükçe gelecek adına ümitlerim yeşerdi. Bu manzarayı seyredip de duygulanmayanın hissiyatı ölmüş olmalıdır.

Kıyamete kadar ayakta kal ey ulu mabet.
Minarelerinden ezan susmasın ilelebet.
İnayetinle Türkler kurdu, sen koru ya Rab.
İçi cemaatsiz, kalmasın öndersiz mihrab.

Yorum Yapın

You must be logged in to post a comment.

top